Monday, June 29, 2009

İnsanlar Neden Suç İşler?

Pek çok insanın merak ettiği bir konudur inların neden suç işlediği, ya da bazı insanlar suç işlemezken bazılarının neden suça meylettiği. Bu konuda ortaya atılmış pek çok kuram mevcut. Genel olarak bunları üç başlık altında toplayabiliriz: Biyolojik Kuramlar, Psikolojik Kuramlar, Sosyolojik Kuramlar

Biyolojik kuramlar genelde suç ileme eğiliminin biyolojik olarak var olduğunu savunur. Bu eğilim genetik olarak aktarılmış olabilecegi gibi sonradan meydana gelmiş biyokimyasal bozukluklardan dolayı da oluşabilir. Mesela ailesinde suç işlemiş bir ebeveyniniz varsa ya da tertosteron hormonunuz fazla salgılanıyorsa diğer insanlara göre daha saldırgan ve suç işlemeye eğilimli olabilirsiniz.

Psikolojik kuramlara göre ise suç işleme davranışı diğer bütün davranışlar gibi öğrenilmiş davranışlardır. Yani eğer bir ekmek çaldığında karnın doyuyorsa bu senin için bir ödüldür ve daha sonra yapacağın çalma davranışının olasılığını arttırır. Ya da suş işlemenin doğal olduğu bir çevrede büyüdüysen senin için suç işlemekte bir sakınca yoktur, çünkü bu senin için normaldir. Başka bir psikolojik yaklaşıma göre ise suç işleme davranışı bilişsel ve gelişimsel bir problemdir. Ahlak gelişimini tam olarak tamamlayamamış bir bireyin suç işlemeye yönelik algısı da, tamamlamış bir bireye göre farklı olur. Ahlak seviyesi “başkalarının yanında yapma” olan bir insanın başkaları olmadığında rüşvet almasında onun açısından bir sakınca yoktur.

Sosyolojik kuramlar ise daha çok sınıfsal farklar ve bunları direkt ya da dolaylı etkilerinden dolayı insanların suç işlemeye meylettiğini savunur. Hem kültürel hem de ekonomik açıdan aralarında fark olan sınıflar (alt-sosyoekonomik vs. üst-sosyoekonomik) yaşadıkları çatışmalar sonucunda suç işlemeye eğilimli hale gelirler. Yiyecek ekmeği zor bulup üç kuruşu bir araya zor getirerek kirasını ödemeye çalışan bir adam, belki de o kiranın iki-üç katını bir ayakkabıya ya da çantaya veren bir adama karşı gitgide hoşgörüsünü yitirebilir.

Görüldüğü gibi suç işleme davranışını açıklayan kuramlardan sadece biyolojik olana göre bu halihazırda insanın elinde olmayan bir şeydir ki biyolojik açıklamalar zaten çok iyi temellendirilebilmiş değildir. Diğer iki açıklamaya göre ise suç işlemek öğrenilen ya da en azında zamanla şartların oluşması ile ortaya çıkan bir olgudur. Bu da demektir ki bu davranışı azaltmak hatta biraz ütopik de olsa yok etmek mümkün. Bunun için çok kolay olmasa da suç işlemenin çözüm olarak düşünülmediği bir yaratmak gerekir. Peki bu mümkün müdür? Daha önce başarıldığına dair örnekler var mıdır? Nasıl bir toplum mühendisliği kullanılmıştır ve kullanılmalıdır? Sorular uzayıp gider.....

Product Key İçin Bir Kolaylık

Yoğun kullanımdan dolayı bilgisayarlarımızın zaman içerisinde yavaşlaması sanırım pek çoğumuzun başına gelmiştir. Bu durumda yapılacak en güzel çözüm, pc' yi formatlayıp eski haline geri döndürmek oluyor. Buraya kadar her şey tamam. Ama asıl sorunlar bundan sonra başlıyor.
Yakın zamanda başıma gelen bu olayda edindiğim tecrübelerimi paylaşmak istedim. Belki aranızda ihtiyaç duyanlar vardır. Basit bir word belgesini açmak için bile dakikalarca bekleyen bilgisayarımı, otomatik cd'nin beni yönlendirmesiyle formatladım. Ardından Microsoft Office, Ahead Nero gibi olmazsa olmaz programların kurulumuna geçtim. Bilgisayarımı alalı yaklaşık on sene olduğu için, bu programların cd'lerini bulamadım. Dolayısıyla elimde yüklemede kullanacağım bir "cd key", "product key" ya da "ürün anahtarı" yoktu. Programları yüklemek için yeni temin ettiğim cd'lerde de her şey var, ama bu anahtarlar yoktu. İnternetten bulup denediğim bazı anahtarlar da sonuç vermeyince, uzun araştırmalar neticesinde internette bir siteye ulaştım. Bu sitede yüklemek istediğiniz pek çok programa ait ürün anahtarları bulunuyor. Sitenin adresi:
Doğru ürün anahtarını elde etmek için yapmanız gereken tek şey, yüklemeye çalıştığınız programın tam adını arama motoruna doğru olarak yazmak. Örneğin Office 2003'e ait bir anahtar mı arıyorsunuz yoksa Office 2003 Project'e ait bir anahtar mı? İsmi yanlış yazdığınızda elbette ki bulduğunuz anahtar da sizin yüklemeye çalıştığınız programla uyumsuz oluyor.
Bilgisayarımdaki sorunu bu şekilde çözebildim. Sizin de böyle bir ihtiyacınız varsa, ne dersiniz, denemeye değer öyle değil mi?

Saturday, June 13, 2009

La Zona

Kanaatimce dünyadaki pek cok sorun paradan ya da gelir dağılımının eşitsizliğinden kaynaklanıyor. Para sahipleri, “fakirleri” her an üstlerine saldırmaya hazır açgözlü ve sinsi fareler gibi görürken, ellerindeki parayı da sonuna kadar hak etiklerine inanıyor ve o para üzerinde sadece kendilerini söz sahibi görüyorlar. Kendilerinin herşeyin en iyisini, en güzelini hakettiklerini ve hatta bunun için heyşeyin mübah olduğunu düşünüyorlar (İstisnalar (vicdan sahipleri) kaideyi bozmuyor).

İşte La Zona (Yasak Bölge)da, gelir dağılımının uçurumlar oluşturduğu Mexico’da gecen bir olayı anlatıyor. Zenginlerin kurmuş olduğu küçük bir kasaba sayılabilecek ebatlarda bir sitede yine bütün kurallar da site yöneticileri tarafından belirleniyor. Böylece kendi küçük şehirlerinde “fakirlerden” uzak güvenli ve huzurlu bir hayat sürüyorlar. Tabii bu arada sitenin dışındaki dünyada ise bir kuru ekmeğe muhtaç Mexico halkı yaşıyor. Ve bir gün olan oluyor. Düşen bir yıldırımın sonucunda yıkılan reklam panosu sitenin duvarlarının üstüne düşüp güvenlik kameralarından birini kırınca bunu fırsat bilen bir kaç genç sitenin içine girip hırsızlık yapmaya karar veriyorlar. İşler yolunda gitmeyince de kaçmak zorunda kalıyorlar. Fakat ne yazık ki hırsızlardan bir tanesi sitenin içerisinde mahzur kalıyor. İşte bu küçük hırsızın sitedeki zengin çocuklarından biriyle olan münasebetini anlatıyor film. Temelde ise para ya da güç sahibi olmanın, insanın nasıl tanıyı oynayacak kadar ileriye gitmesine neden olduğunu anlatıyor.

Film, bittiğinde insanın tüylerini diken diken edecek ve bir müddet etkisinden kurtulunulmasına müsaade etmeyecek bir yapım. Şiddetle tavsiye ederim...

P.S. Dikkat edenler için ilk 5-10 dakika içerisinde bir PG-13 sahne mevcut.

http://www.imdb.com/title/tt1039652/

video

Yusuf ile Züleyha: Kalbin Üzerine Titreyen Hüzün

Yusuf ile Züleyha’nın hikayesini pek çok kereler pek çok ağızlardan dinlediğim halde en çok beğendiğim Nazan Bekiroğlu’nun anlatımı oldu. Hikaye yine bildiğiniz hikaye: Yusuf’un rüyası, kardeşlerinin Yusuf’u kıskanması, Yusuf’un kuyuya emanet edilmesinden Mısır’ın Yusuf’a emanet edilmesine kadar geçen tüm Züleyha’lı olaylar.
Fakat Nazan Bekiroğlu’nın kitabını benim için özel yapan ise tabii ki Yusuf Peygamberin yaşadığı bunca olayı bir de başka açıdan başkalarının ağzından dinlemek. Üzerine iftira atılan kurdun gazelini dinlemek onun adını temize çekmek için çırpınışlarını duymak. Yakup Peygamberin, bir çocuğunu diğerlerinden ayırarak haksızlık eden bir baba olmadığını hassasiyetle hissetmek. Züleyha’nın diğer tüm kadınlara seslenişini işitmek. Diğer tüm kadınlar fethedilmeyi bekleyen edilgen varlıklar iken kendisinin nasıl fethe kalkıştığını okumak. Ve bu girişimin onda ne gibi değişiklikler yarattığını, zümrüd-ü anka gibi kendi küllerinden nasıl yeniden doğduğuna şahit olmak. Firavun’un aslında Yusuf Peygambere, Mısır’a aziz yapacak kadar değer vermiş hatta onun getirdiği dine inanmış olmasına rağmen nasıl da herzaman Musa Peygamber zamanındaki Firavun ile eşdeğer tutulduğu için hayıflandığını duymak. İşte bu gibi ayrıntılar ve tabii ki bazen nesir bazense nazma kaçan anlatımın zarifliği kitabı bir solukta okumama ve sonra tekrar okumama katkısı olan şeyler.
Tabii nihayetinde kitap, bir edebi eser olduğu için içerisinde Kutsal Kitap’ta geçen ayetlerin yanı sıra, geçmeyen kurgular da barındırıyor. Bunlar da göz önünde bulundurularak o zaviyeden okunduğunda gerçekten insanın ağzında hoş bir tat gönlünde hoş bir iz bırakıyor.

Monday, June 8, 2009

The Straight Story (1999)

The Straight Story uzun zaman önce seyrettiğim bir film. Filmin yönetmeni
David Lynch , daha çok Lost Highway ve Mulholland Dr. filmleriyle
gündeme gelmiş biri. Bu iki filmi de (Lost highway'i tam bitirdim mi
hatırlamıyorum) seyretmiş ve hem hiçbir şey anlamamiş hem de filmlerin
grafik içeriğinden rahatsız olmuştum. The Straight Story'i nasıl
duydum niye aldım şuan için malesef hatırlamıyorum ama aldığıma
,seyretttiğime hiç mi hiç pişman olmadım.Hatta Lost Highway'i
sinemada para verip de izleyen eşim bile şaşırdı bu filmi izleyince...

Türkçe'ye çevrilişi sanırım "Straight'in hikayesi" şeklinde...
73 yaşındaki Alvin Straight, küçük bir kasabada, biraz safça kızıyla
yaşıyor. Filmde kızını Sissy Spacek oynuyor. Hafif kekeme, saf ama
temiz bir insan. Çocukları bir yangın sonucu devlet tarafından elinden
alınıyor ve o da babasıyla yaşamaya başlıyor. Birgün Alvin, başka bir
kasabada oturan hasta abisini ziyaret etmek için yola çıkıyor. İki
kardeş uzun süredir konuşmuyorlar. Neden konuşmadıklarını ikisi de
şuan hatırlamıyor ama olmuş bir kere...Alvin kardeşini ziyaret edecek
ama yol uzun, zaten kalçasını sakatladığı için kendisi de rahatsız, bir
de bunun üstüne inatçılığı, yaşlılığı ekleyin. Kimse Alvin'i fikrinden
caydıramıyor ve önce çim biçme makinesiyle sonra da küçük bir John
Deere traktörle başlıyor yolculuğuna. Yolda pekçok insanla
karşılaşıyor, her karşılaşmasında çok güzel diyaloglara
rastlıyoruz. Burda söyleyip filmi mahvetmek istemiyorum ama o sözler
yazıp duvarınıza asacak kadar güzel...Filmin sonunda abisine
kavuşuyor ve mutlu sonla bitiyor film. Film boyunca birkaç yerde
gözyaslarıma hakim olamadım desem yeridir. İzlemenizi şiddetle tavsiye
ederim...Iyi seyirler!

Saturday, June 6, 2009

SYM-5

Friday, June 5, 2009

BİR ÇITIRTI DUYUYOR MUSUN?


Hepimizin eminim yemekten zevk aldığı bir ürün vardır Ülkerde. Çikolatadan bebek mamasına, koladan çorbaya bir çok ürünü var. Sıkça kullandığımız bu markanın tarihçesine bir bakalım isterseniz.

2. dünya savaşının zor koşullarında kurulan firma ülke ekonomisinin hızla daraldığı, ithalata ciddi sınırlamalar getirildiği bir dönemde,24 yaşında olan Sabri Ülker tarafından ülkenin bu zor koşullarına rağmen 1944 yılında küçük bir bisküvi imalathanesi olarak kuruldu.

1950 li yıllarda savaşın etkisinin sona ermesiyle iç pazarın canlanmasına yönelik ekonomik yapılmaya başlandı. Bu tüm Türkiye'ye olduğu gibi Ülker'e de yaradı. 60 lar 70 ler 80 ler derken Ülker pasta-büsküvi ve çikolata imalatına da başladı. 2000 li yıllara gelindiğinde ülke küreselleşme ile tanıştı ve bu da küresel rekabet demekti. 2000’li yılların belirgin özelliklerinden biri de Ülker’in dünyayla eş zamanlı olarak Türkiye’deki tüketicileri “yenilikçi” ürünlerle tanıştırması oldu. Kolestrolün düşürülmesi için çıkarılan Kalbim Benecol ürünü buna bİr örnek oldu.

Firma kendi değerlerini '63 yıl önce “Her insanın, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, güzel bir çocukluk geçirme hakkına sahip olduğuna inanıyoruz” anafikriyle kurulan Ülker değerlerinin temelinde, “insana ve topluma” olan saygı bulunmaktadır. Ülker Şirketler Topluluğu, toplum ve bireyle olan ilişkilerinde, hukuk kurallarına olduğu kadar, etik kurallara uygunluk esasını benimsemiştir.'şeklinde ifade ediyor.

Ülker yani Yıldız Holding, 2007 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 500 milyon dolar cirosu olan dünyanın önde gelen lüks çikolata markası Godiva’yı da bünyesine katarak, dünya çikolata sektöründe önemli bir gelişmeye de imza attı.

Sporda da ülkerspor basketbol takomıyla adını duyuran firma Fenerbahçe Basketbol takımıyla birleşerek Fenerbahçe ülker adını aldı. Cafe crown kahveleri de Galatasaraya sponsor oldu ve Galatasaray cafecrown olarak söylenir oldu. Ve aynı şekilde Beşiktaş cola turka.


Ülkerin Türkiye Futbol Federasyonu ile işbirliği içerisinde yürüttüğü HERKES için FUTBOL projesi, 7'den 70'e herkesin dilediği gibi spor yapmasına olanak tanıyan bir proje olarak görüldü ve Uluslararası Finans Zirvesi kapsamında düzenlenen "Active ACADEMY Ödülleri"nin 2008 yılı Kurumsal Sosyal Sorumluluk kategorisinde ödüllendirildi.Ayrıca MiniMinikler Futbol Şenliği, Riva Düş Köyü ve Engelliler Futbol Şenliği gibi organizasyonlara imza atıldı. HERKESiçinFUTBOL Projesi ile 15 ayda toplam 23 bin çocuğa ulaşıldı.


Son olarak firmanın ürün tanıtımını yaptığı reklamlardan bahsetmek istiyorum. Benim küçüklükten beri vazgeçemediğim çikolatalı gofretin reklamında kullanılan 'arkadaşlar aranızda çikolatalı gofret sevmeyen var mı?' cümlesi dillerde epeyce gezdi.Krispi krakerlerinin reklamında da bir korku filmi havası var. ' Bir çıtırtı duyuyor musun?' cümlesiyle anlatılan reklam gerçekten sıradışı olmuş. Ama beni en çok güldüren reklam Dankek'in kahve falı reklamı. Bunun gibi diğer dankek reklamları da oldukça hoş olmuş.Dido reklamını çok tutmadım.Ama genel olarak reklam filmlerini beğendiğimi söyleyebilirim.

Saygılar...

Wednesday, June 3, 2009

es-ki-ler-den

Yeşil İncir Reçeli

Sonunda Türkiyedeyimmmmm : ) Bazı dostlarıma sürpriz yapacağım için sizlerden vedalaşamadan sessiz sedasız bir ayrılık dönemi geçirdim, bu dönem bence uzun olsada sizce nasıldı bilemeyeceğm.

Tabi bende bu uzun süreç içersinde boş durmadım, listeme ve fotoğraf albümüme bolca tarifler ve bunların resimlerini ekledim. Arşivim doldu anlayacağınız hepsi yüklenmeyi bekliyor.

Bakalım listede yüklenmeyi bekleyen tariflerden bazıları nelermiş?

  • Fiillodan kıymalı börek
  • Tortilladan peynirli börek
  • Susamlı mahlepli minik toplar
  • Cevizli kıtır kurabiyeler
  • Milföylü lolıpop börek
  • Lahmacun
  • Mevsim salata

Bunlar ben Amerikadayken listeme eklediklerimin bir kısmıydı, şimdi Türkiyedeyim ve tariflerime burdan devam edeceğim. Yalnız bu sefer tarifler yapan kişilerin kendi ağızlarından bire bir olacak ben sadece resmedeceğim.

Ilk tarifim benım çoooook ama çooook sevdiğim incir reçeli. Yapımını çook merak etmeme rağmen inciri nereden bulacağım endişesi tarif aramama hep engel olmuştu. Bulduğum zamanlarda iştahla yediğim, bulamadığım zamanlarda iç geçirdiğim, herşeye rağmen çook ama çook sevdiğim bir reçel. Bu tarifimde İncir reçelini yapmak sevgili kayınvalidem Zehra Özarslana, fotoğraflarını çekip tarifi yazmaksa bana düşüyor.

Herşey Trden geldiğim o gün başladı. Eve geldiğimde hazırlanmış mükellef bir kahfaltı sofrası ve de masanın en nadide köşesinde yerini almış benım sevgili incir reçelim vardı. Tarifi nasıldı? Şöyle miydi, böyle miydi derken öğle vakitlerinde önümüze koyulan 2 kg kabukları soyulmamış incirlerle başbaşa kalmamızla başladı. İncirlerin sütleri ellerimizi yakmasın diye ellerimize büsbüyük gelen large beden eldvienlerle minicik, minicik o incirleri nasıl daha pratik ve kolay soyabilirizin fırtınaları esiyordu beyinlerimizde. Bir, iki, üç, beş, on yirmi derken soyduklarımız gözümüze az gelmeye ve poşetin içindeki incirler giderek çoğalmaya başlıyordu. Nihayet Ayşe den pratik bir öneri geldi “Salatalık soyacağı” evde malesef iki adet soyacak olduğu için, soyacakları kapan iki şanslı kişiden biri ben oldum : ) Böylece soyma işlemi hız kazanmış oldu. Ara sıra da Kayınbabam Niyazi bey soyduğumuz incirler için notlandırmalarda bulundu. Kim daha ince soymuş? Kim daha çok soymuş? puanlama yaptı. Ayşe ile ikimiz notlandırma kısmında payımıza düşen en yüksek puanı kaptık. Neden mi? Soyacağı kapan diğer şanslı kişiden biri de Ayşeydi : ) Bu anı unutmayalım diye, masadan kalkmadan resmedelim derken aklıma birden neden bu tarifi vermıyorumun şimşekleri çakıverdi ve işte tarifi verme hikayesi de böylece başlamış oldu.

Tarifi verme uğrunda en sevdiğim dizimi izleyemesemde, azmedip hepsini resmettim. Şimdi sizleri bu çook sevdiğim incir reçelinin tarifiyle başbaşa bırakıyorum.

Malzemeler

  • 1 kg Yeşil (yaş) incir
Şerbeti İçin
  • 2 kg şeker
  • 1 su bardağı su
  • 2 adet limon suyu
Arzuya göre içi için

  • Damla sakızı (dövülmüş) (Limonun ekşiliğini alması için)
  • Karanfil
Yapılışı

  • incirinizin kabukları soyulmamışsa incecik soyun
  • soyulan incirleri yıkayın ve orta boy bir tencereye alın.
  • üzerini kaplayacak kadar suyu tencereye koyun.
  • kaynayana kadar orta ateşte ocağın üzerinde tutun.
  • Kaynadıkdan sonra suyu dökün.
  • Tel süzgece alıp incirlerin ılımasını bekleyin.
  • ılıyan incirleri birer ikişer avucunuza alarak nazikçe sıkıp sularını akıtın.
  • Bu arada şerbeti hazırlayın.
  • İncirlerin bir kısmına (yaklaşık 8-10 tanesine) incirlerin alt kısımlarındaki minik deliklere karanfilleri yerleştirin.
  • Bir kısmına da dövülmüş damla sakızlarını yerleştirin.
  • İncirleri kaynamakda olan koyu kıvamlı şerbetin içine atın.
  • incirler şeffaf renk alana kadar orta ateşte kıvamı gelene kadar pişirin.
  • Piştikden sonra ocağın altını kapatın ve soğuması için tencerede bekletin.
  • Kavanozların içine koyup buzdolabında muhafaza edin.
  • Kahfaltı ve ikindi çayında servis etmeyi sakın ama sakın unutmayın.
Afiyet Olsun.

Tarifi en ince ayrıntısına kadar bana anlatıp, en sevdiğim incir reçelini ben TR ye gelmeden önce ben çoook seviyorum diye birkaç gün öncesinde yapan ve blogda bu tarifi yayınlayabilmem için tekrardan birebir gösteren, Kayınvalidem Zehra Özarslan a teşekkürü borç bilirim.Ellerinize sağlık.

Kayınvalidemden diğer tarifler ise çook ama çook yakında...