Wednesday, December 16, 2009

SYM-11

Friday, November 20, 2009

SYM-10

Friday, November 13, 2009

Düşündüğüm için mi konuşuyorum yoksa konuştuğum için mi düşünüyorum?

Son zamanlarda derslerle de paralel olarak dilin düşünce üzerindeki etkisini düşünüyorum. Konuştuğumuz dil acaba nasıl düşündüğümüzü de etkiliyor mu? Bu soruya cevap bulmaya çalışan pek çok araştırma var. Genel olarak bunlar farklı dillerde konuşan insanların renk, şekil, zaman algısı üzerinde yoğunlaşan çalışmalar.
Bir de dilin cinsiyet ayrımı üzerindeki etkisini savunan yazarlar var. Mesela İngilizcedeki “he”, “she” ayrımının ya da “policeman” ile “policewoman” ayrımının ne kadar çok cinsiyetçilik yarattığını söylüyorlar. Bu araştırmaları da genel olarak meslekler üzerinde yapılan çalışmalara dayandırıyorlar.

Mesela şu hikayeye bir bakın: Bir trafik kazası sonucunda arabayı kullanan baba olay anında ölürken oğlu yaralı olduğu için hastaneye kaldırılıyor. Cerrah çocuğu görür görmez “Ben bu çocuğu ameliyat edemem çünkü bu benim oğlum” diyor. Soru şu: Bu nasıl olur? İnsanların çoğu cevaben, cerrahın çocuğun gerçek babası ya da biyolojik babası olduğu şeklindeki karmaşık bir açıklama yaparken çok az insanın aklına cerrahın çocuğun annesi olabileceği geliyor. Kimse erkek bir hemşire ve kadın bir cerrah hayal etmiyor. Bu da İngilizcenin gramer yapısındaki cinsiyet ayrımından dolayı mesleklerde de bir önyargı oluştuğu şeklinde yorumlanıyor. Hatta “he”, “she” farkını kaldıralım sadece bir zamir kullanalım diyenler de oluyor.
Gelelim bu yorumun ne kadar doğru olduğuna. Türkçe konuşanlar olarak sadece kendimize bakmamız yeterli. Bizim dilimizde herhangi bir şekilde cinsiyet ayrımı bulunmazken bizde yeterinden fazla cinsiyet önyargısı mevcut. Bu durumu sadece dille açıklamak mümkün değil. Aslında toplumsal normlar ve çevrenin etkisi ile bu tip önyargıları geliştiriyor ve destekliyoruz. Yine de tamamen cinsiyetsiz bir dili konuşmak çok ilginç ve güzel bir şey bence.

Sunday, October 4, 2009

Kestaneli Çikolata

Kestaneyi benım kadar çok seven biri var mı merak ediyorum, İnsan birşeyin kıymetini herhalde kaybettiğinde daha iyi anlıyor. Türkiyedeyken nasılsa elimin altında dediğin birçok şeyi burda bulmak beni zorluyor, hatta bazen imkansiz hale gelebiliyor, benzer tadları buluyorsun bulmasına ama fiyatları tam bir ateş pahası, Atlanta'da lezzetli ve taze kestane bulmak bence çok zor, genelde içleri çürük çıkıyor ya da bana öyle denk geliyor, Walmart'da satılan İtalyan kestanesi TRdeki tadlara çok benziyor ama fiyatları el yakıyor,( ithal edildiği için) pahalı ama bir o kadar da lezzetli olan kestaneleri yemeğe kıyamazken nerde tatlısını yapmak diyordum, taaa ki H Martdaki paket kestaneleri bulup birde üstüne indirime günlerini yakalayıp paketine 88¢ verdiğin günlere denk gelirse kestaneye doyuyorsun :)) Hayallerinle birlikte mide de bayram ediyor.

Bayram demişken ev yapımı küçük, orjinal, kestane dolgulu çikolatalar yapmak geliyor aklıma, İlk deneme gayet başarılı olunca kestane severlerle buluşturmak için görücüye çıkarma zamanının geldiğine inanıp sizlerle paylaşıyorum.

Tadı yiyenler tarafından çok ama çok beğeniliyor, hatta ev yapımı olduğuna inanmakta güçlük çekenler bile oluyor :)) Siz de misafirlerinizden önce kendinizi şaşırtmak isterseniz bu tarifi mutlaka denemlisiniz. İtiraf ediyorum Kafkas kestanelerinin yanında devede kulak kalıyor bu tadlar ama, benzer tadları özlüyorsanız tam size göre olduğunu düşünüyorum en azından nefsinizi az da olsa tatmin edeblirsiniz :))

Malzemeler
  • 1 paket kestane (Soyulmuş, haşlanmış ve de fırınlanmış)
  • 1 yemek kaşığı pudra şekeri
  • 1 su bardağı toz şeker.
  • 1\2 su bardağı su (şerbet için)
  • 1 paket sütlü çikolata (tercihe göre farklı çikolatalar da olabilir)

Yapılışı

  • Şeker ve suyu şerbet yapıp kaynatın.
  • Kaynayan şerbetin içine kestaneleri atıp kısık ateşte 4-5 dakika pişirin. (daha fazlası kestaneleri kurutuyor)
  • Ocağın altını kapatıp tencerenın kapağını kapatıp kestanelerin içine şerbetini alması için en az yarım saat dinlendirin.
  • Robotun içine kestaneleri atıp, şerbetden de birkaç kaşık alıp kestanelerin üzerine gezdirin. Pudra şekerini de ilave edip robotda parçalayın. Tadı az ise kestanelerin üzerine şerbetden birkaç kaşık daha gezdirebilirsiniz.


  • Çikolatayı bir kaba alıp benmari usulü eritin. (ısıya danayanıklı bir kabı kaynayan suyun üstüne koyun tercihen çaydanlığın alt kısmını kullanabilirsiniz. Çaydanlığın üstünü kapatacak büyüklükte bir çorba kasesini koyun, su kaynadıkça kaptaki çikolata eriyecektir. Eridikçe karıştırın. sıvı bir kıvam elde edince hazır olduğunu anlayabilirsiniz)
  • Eriyen çikolataları silikon buz kabına ( Ben IKEA'dan aldım) veya silikon minik cup cake kalıplarına fırça yardımı ile sürün.
  • Kalıbın tamamının çikolata ile kaplı olduğuna emin olun.
  • İçlerine kestane karışımından koyun.
  • Kestanelerin üzerlerine tekrar çikolata sürün.
  • Buzlukda yarım saat 45 dakika bekletin.
  • Silikon kabı bükerek çikolataları çıkartın.

Ilk deneme olduğu için ben çıkartırken biraz çikolatları döküldü ama olsun tadları harikaydı :))

Afiyet, bal, şeker olsun ama kalori olmasın :)) Hatt mümkünse var olanları da yaksın :))

Bayram tadındaki minik çikolatalar sayesinde de hepinizin geçmiş Ramazan Bayramını kutluyorum :))

*** Aynı şekilde içine farklı tadlar yerleştirip ev yapımı farklı çikolatalar da yapabilirsiniz.

Deniz Börülcesi Salatası



Türkiye den tariflere devam...

Güzel bir İzmir sıcağında taptaze meyvelerin ve sebzelerin satıldığı halk pazarında gezerken, şeftali, çilek, domates, biber ve taze birçok meyve kokularının beni cezbettiği ve benim kendimden geçtiğim günlerden birgündü o gün, pazar kokusunu bu denli özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi :)

Ben kokularla mest ola durayım, deniz börülcesi alalım mı? Sever misin diye bir soruyla irkiliverdim :)) Börülce ile deniz börülcesi arasındaki farkı sormuştum hemen, ona göre bir çıkarsama yapıp ismini ilk defa duyduğum bu sebze hakkında kendimce bir çıkarsama yapacaktım herhalde, Özelliği deniz kıyısına yakın yerlerde yetişmesiymiş, birde İzmir'de daha bi çok yetişirmiş bu bitki, her sahil semtinde satılmıyormuş, buymuş özelliklerinden biri de, bir de ilk baharda tüketilmesi onu daha çok yiyilir kılıyormuş, çünkü sonbahara doğru deniz tuzunu iyice çektiği için aynı lezzeti ve tadı vermiyormuş.

Birde çok ama çok sağlıklıymış, İyotlu topraklarda yetiştiğinden iyot eksikliğine bağlı guatr hastalığına iyi gelıyormuş. Bunun yanında idrar arttırıcı ve kuvvet verici özelliği de varmış, bunun yanı sıra sodyum, potasyum, magnezyum, iyot, kükürt, kalsiyum, fosfor, demir, çinko, manganez ve bakır gibi minerallerde içerirmiş. İşte buymuş Deniz Börülcesinin kısa hikayesi,

Gelelim tarifine ve börülce hakkındaki gerçeklere :) İtiraf etmeliyim ki haşlanırken yanına pek yaklaşmayın zira etrafa vermiş olduğu koku pek bir kötü, pek bi rahatsız edici :) Bide kılçıklarını ayıklamak çok zahmetli, tüm bunlara rağmen tadını tattığınızda çektiğiniz tüm zahmetlere değeceğine garanti verebilirim :)

Tarif kayınvalidemden, resmetmesi ve site de tarifi vermek de benden, tarifi okumasi, uygulaması ve yorumları yazması da sizden :)) Güzel bir iş bölümü oldu ne dersiniz?

Malzemeler

  • 1 demet deniz börülcesi
  • 1 adet limon
  • 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 2-3 diş sarımsak
  • Çok tuzlu bir sebze olduğu için kesinlikle tuz koymuyoruz.

Yapılışı

  • Deniz börülcelerini önce sudan geçirin.
  • Haşlayacağınız tencereye alın ve sıcak suyla kaynatın.
  • Sosu için sarımsaklarsı soyup rendeleyin, zeytinyağı ve limon suyu ile karıştırın.

  • Haşlanan börülcelerin suyunu dokup suzelim,
  • Başlarından tutarak aşağıya doğru sıyırın.
  • İçindeki kılçıkları çıkartın.
  • Servis yapacağınız tabağın içine kılçıkları ayıklanmış börülceleri koyun.
  • Üzerine hazırladığınız limonlu sosu gezdirin.

Afiyet olsun :))

Friday, October 2, 2009

Hollywood’u Kapattığım Gün (Amerikalılara çok büyük iyilik yaptım!)

Bahsedeceğim kitap Alev Alatlı’nın bu yıl çıkan kitabı. Kitap genel olarak Amerikan sinema endüstrisinin, Amerika siyasi tarihiyle nasıl içli dışlı olduğunu ve birbirlerini nasıl desteklediklerini bol bol örneklerle ve resimlerle anlatıyor. Az çok film izlemekten ve politika konuşmaktan hoşlanıyorsanız bu kitabı da seveceksiniz. Pek çok ilginç şey de öğreneceksiniz. Mesela Teddy Bear (oyuncak ayı) kavramının nereden geldiğini, Ronald Reagan’ın aktörlük geçmişini (düşünün mesela Kadir İnanır cumhurbaşkanımız olmuş), Amerikan sinama tarihinde yer etmiş erkek oyuncuların çoğunun neden “tall, dark and handsome” olduğunu, ya da oyuncuların ezici çoğunluğun liseden terk olduğunu.
Alev Alatlı okumaya korkanlar ya da daha önceki tecrübeleri olumsuz olanlar için, kitap kesinlikle yine Alev Alatlı tadında olmakla birlikte, daha önceki kitapları kadar okuması ve anlaması zor cümlelerden oluşmuyor. Hatta bir müddet sonra çok akıcı ve eğlenceli oluyor. Tabii ki diğer Alev Alatlı kitapları kadar da ibretlik. En önemlisi de kafandan konuşmak yerine kaynakları ile birlikte bilgileri aktardığı için savunduğu şeylerin, tartışmaya açık olmakla birlikte, kesinlikle ayakları yere basan şeyler olması.
Kitap, benim zaten halihazırda var olan düşüncelerimi pekiştirmiş ve belgelemiş oldu, özellikle kadınların ve süperkahramanların sinamadaki kullanım şekli ve dozu ve “hatasız ve üstün kul” Amerikalılar mesajı noktasında. Aynı zamanda Hollywood’da ne kadar çok tekrar filmi yapılmış olduğunu ve yaratıcılığın Hollywood için tükenmiş olduğunu 46 sayfalık bir orijinal ve yeniden yapım listesinden açıkça görmüş oldum. Dediğim gibi sinemaya, politikaya ve ikisi arasındaki ilişkiye ilgi duyanlar için kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap.

Saturday, September 19, 2009

Obama'nin Saglik Reformu

New Hampshire’dan Lori Hitchhook, serbest meslek sahibi ve iş kurmaya çalışıyor. Fakat, Hepatit C hastası olduğundan masraflarını karşılayacak bir sigorta şirketi bulamıyor.
Başka bir Amerikalı, kemoterapi sürecindeyken sağlık sigortası kesildi. Çünkü sigorta şirketi safra kesesi taşı olduğunu farketti. Adam sigortaya başvurduğu sırada henüz bu hastalığını bilmiyordu. Tedavisi geciktiği için öldü.
Bu iki olayı da Amerika Başkanı Barack Obama, 15 Ağustos 2009 tarihli New York Times gazetesinde yazdı. Obama, 2007 yılında ülke genelinde yapılmış bir araştırmaya dayanarak, son 3 yılda, 12 milyon Amerika’lının sigorta şirketleri tarafından mağdur edildiğini ifade etti. Araştırmaya göre, sigorta şirketleri hasta olan vatandaşların masraflarını karşılamayı reddediyor, ya da belli hastalıkları karşılamıyor veya daha yüksek masraf karşılığında sigorta yapıyor.
Obama’nın, sigorta şirketleriyle ilgili açıklamalarının sebebi, sağlık reformunun neden acilen bu sene geçmesi gerektiğini Amerikalilara anlatmaktı. Hali hazırda sigortası olmayan 46 milyon Amerikalının bu açıklamaya ihtiyacı yok şüphesiz. Fakat, Obama, reformun, sigortası olan Amerikalılar için de aynı derece de önemli olduğunu ve aciliyet gerektirdiğini ifade etti. İşte, sağlık reformunun Amerikalılara, özellikle ailelere kazandıracakları:
Birincisi, eğer sağlık sigortanız yoksa, kendiniz ve aileniz için uygun fiyata sigorta yaptırma imkanınız olacak,ve bu sigorta başka bir yere taşınsanız da, iş değiştirseniz de, işinizi kaybetseniz de sizinle kalacak.
İkincisi, sağlik reformu, aşırı yüksek olan sigorta masraflarını kontrol altına alacak. Bu da ailenizin masraflarının azalacağı anlamına geliyor.
Üçüncüsü, Medicare programının kapsamı genişleyecek. Bu sayede, sigortası olmayan milyonlarca düşük gelirli aile sigorta kapsamına girebilecek. Aynı şekilde Medicaid programı da daha işlevsel hale gelecek. Böylece, ödenen vergilerin çoğu sigorta şirketlerine değil, yaşlıların bakımına ayrılacak. Sağlık reformu, aynı zamanda, yaşlı vatandaşların reçeteli ilaçlari için ödedikleri miktarı da azaltacak.
Dördüncüsü, reform, Amerikalı’ların sigorta şirketlerine karşı temel tüketici haklarını güvence altına alacak. Bu sayede, şirketler, var olan hastalıklarınızdan dolayı sizi sigortalamayı reddedemeyecekler. Hastalandığınızda sigortanız kesilmeyecek. Cepten harcanan paraya sınır getirilecek. Obama’nın ifadesiyle, Amerika’da hiçkimse, hastalandığı için beşparasız kalmayacak.
En önemlisi, reform sayesinde, sigorta şirketleri rutin check-upları, hastalık öncesi yapılan diğer testleri kapsama dahiline alacak. Göğüs kanseri, prostat kanseri gibi hastalıklar erken teşhis edilebilecek. Bu sayede, hem hayat kaybı hem de para kaybı önlenecek.

Friday, September 18, 2009

Korku/Korkularimiz

KORKU/KORKULARIMIZ

Yaklasik 4 yildir (oncesi var miydi ya da ilk kez nasil olustu bilemiyorum) ruyalarima kadar giren ve kabusum olan “yilan korkusu” kimine gore bazi tarikatlarda mertebe atlama vesilesi, kimilerine gore zayifliktan kaynaklanan psikolojik bir bozukluk, kimilerine gore ise uzerinde cok da durulmasi gerekmeyen kimilerine gore ise uzerine gidildikce (nasil uzerine gidilir korkunun bilmiyorum) cozulecek bir mesele…


Vietnamda, gunluk hayatinizda, karsiniza heran sizi korkutacak,yerinizden sicratacak biseylerin cikmasi cok normaldir..Mesela, dolabinizi acip birseyler ararken karsiniza pat diye kertenkele cikmasi...ya da kocaman siyah bir bocek ..Yolda yururken onunuzden fare gecmesi…Vietnam halki icin oldukca siradan ustelik bizim bortu bocekten korkuyor olmamiz onlari bi hayli gulduren/eglendiren bir durum..

Buyukleri dusununce…

Burayi ziyaretleri esnasinda M.A. Sengul abinin odasindaki sivrisinekleri bile oldurtmeyecek kadar hassas davranmasi, mendille yakaladigi kertenkelegi hafifce disari atmasi (sadece esi korktugu icin, eminim tek kaliyo olsa onu da yapmayacaktir),bir gezi esnasinda herkesi korkutan bir hadisenin kendisini hic sarsmamasi, yasina ragmen bir haftada farkli kitalari saatlerce ucarak gezmesi..Kendi agzindan dinledigim; bir binanin son katindan gozleri baglanmis sekilde, kim oldugunu bilmedigi sahislar tarafindan kafa ustu sarkitilarak korkutulmaya calisildigi ancak asla ve kata korkunun kucucuk bir emaresinin gorulmedigi Sengul hocam…

Ya Ustad Hazretleri..Yillarca zindanlarda..dagda..sessiz..kimsesiz yerlerde tek basina kalmis olmasi..Ona keza hocaefendi..daha nice diger buyuk zatlarda “korkunun” zerresinin gorulmemesi “korku” dedigimiz seyin “iman”la dogru orantili oldugunu gosteriyor sanirim..

Peki korkusu olan insanlar imani zayif oldugu icin mi korkar?

“Iman sahibi insanlarin korkulari olmaz mi? “ ,”Olursa ne derece olur, olmasi normal midir ya da kesinlikle imani bir zayifliktan mi kaynaklanir?”
Ayni sekilde hani siradan, disardan insanlarin olmasi (gunumuz sartlarinda) belki cok olagan da bizim arkadaslarimizin da depresyona girmesi, altini cizerek soyluyorum “herseyi bilmemize” ragmen olagan mi? Tabi ki insaniz..insani zaaflarimiz ve zayifliklarimiz var ancak..buyuklerde bu tarz seyler hic gorulmemisken bizler nerde, nasil yanlis yapiyoruz ki bu tarz korkularimiz /hastaliklarimiz oluyor( sadece bortu bocekten korkmak degil )…bunalimlara girip cikiyoruz?

Ozetle korku nedir? Derecesi bir muminde ne derece olmalidir?


P.S: Gecen hafta onumden bir yilan gecti…( bu kadar korkuyor olmam ve sehrin ortasinda bu hadiseyi yasiyor olmam beni gunledir dusunduruyor) ..Hani “dizlerimin bagi cozuldu” denir ya..Iste onu, kelimenin tam anlamiyla yasadim diyebilirim..Ve bunun uzerine sizlere bu konuyu acmak ve fikirlerinizi almak istedim..

(Bir de anlattiklarimdan Vietnam ile alakali kafanizda olumsuz bir tablo cizmis olmak istemem...Uzakdoguda bu tip seyler cok normal ve gundelik hayatin bir parcasi..)

Thursday, September 10, 2009

SYM-9

Monday, September 7, 2009

George Metesky (The Mad Bomber) vs. Dr. James Brussel

Metesky (yandaki resim), 1940 ile 1957 yılları arasında New York eyaletinin heryerinde aktif olarak bombalar patlatan bir seri bombacıdır. İlk bombası 16 Kasım 1940 da Consolidated Edison Binasında (Amerika’nın temel enerji kaynaklarının olduğu bir bina) bulunmuştur. Bomba patlamamıştır ve zaten bombacı da patlamasını istememiştir çünkü bombanın yanına “CON EDISON ÜÇKAĞITÇILARI, BU SİZİN İÇİN” yazan bir not bırakmıştır. Eğer bomba patlasaydı bu not da yanacağı için bombayı çalışanlardan birinin bulmasını sağlamıştır. Ne bombanın ne de notun üzerinde parmak izi ya da herhangi bir kanıta raslanmamıştır. Bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra bir caddede yine patlamamış bir bomba bulunur. Bu bomba da amaçlı olarak patlatılmamıştır çünkü bomba saatli bir bombadır ve saati kurulmamıştır bile. Bu olaydan üç ay sonra Amerika savaşa girmiştir ve bombacı da Manhattan Polisine savaş boyunca bomba yapmayacağını ve bunun vatanseverlik duygularından kaynaklandığını belirten bir mektup yazmıştır. Savaş bittikten sonra 29 Mart 1950 de Büyük Merkez İstasyonunda (Grand Central) üçüncü patlamamış bomba bulunmuştur ve bu bomba Con Edison binasındaki bomba ile aynı yapıdadır, sadece 9 yıllık bir tecrübenin ardından daha profesyonelce yapılmıştır. Dördüncü bomba ise New York Halk Kütüphanesinin içindeki bir telefon kulübesinde patlamıştır. Diğer bir bomba Grand Central de, ardından da otuzu aşkın bomba genelde halkın yoğun olduğu yerlerde patlamıştır.

New York’lu bir psikatrist olan Dr. James Brussel (yandaki resim) bu olayı merak etmiş ve dedektif Finney’in kendisine dava dosyalarını getirmesiyle bombacının profilini çıkartmaya başlamıştır. Ona göre bombacı erkektir ve Con Edison’nın eski çalışanlarından biridir. Şirketin kendisine zarar verdiğini düşündüğü için onlardan intikam almak istemektedir. Orta yaşlıdır, çünkü paranoya genelde 35 yaşlarında doruğa ulaşır ve bombacı da 16 yıldır aktiftir. Dolayısı ile 50 yaşlarında olması beklenmektedir. Bombacı işinde ustadır ve çok düzenli bir biçimde çalışmaktatdır, çünkü bombalar özenle hazırlanmıştır ve ardından kanıt bırakılmamıştır. Yabancı uyrukludur ya da vaktinin çoğunu yabancılarla geçirmektedir çünkü mektuplarında hiç argo kullanmamış ve çok resmi bir şekilde yazmıştır. Slav’dır ve büyük ihtimalle Katoliktir çünkü kültürel olarak Doğu Avrupa’da silah olarak bomba kullanmak yaygındır ve Slavların çoğu Katoliktir. Bombacı her ne kdar bombalarını hep New York’ta patlatsa da kendisi Connecticut’ta yaşamaktadır çünkü gönderdiği mektuplardan bazılarını iki eyaletin arasında bir şehir olan Westchester’dan göndermiştir ve Connecticut’ta Doğu ve Orta Avrupalı topluluklar yoğunlukla yaşamaktadır. Bombacının ödipal kompleksi vardır ve diğer ödipal kompleksi olanlar gibi evil değildir ve annesi olmayan bir bekar bayan yakın akrabası ile yaşamaktadır. Büyük ihtimalle annesini genç yaşında kaybetmiştir. Çünkü Dr. Brussel bombacının mektuplarındaki W harflerini göğse benzer şekilde yazdığını farketmiştir.

Metesky, 1957’de yakalanmıştır ve aynen Dr. Brussel’in çıkardığı profile uygun çıkmıştır. Bu olay çıkarılan ilk profil olayıdır. Daha sonra 1978’de FBI Psikolojik Profil Programını, Davranış Bilimleri Biriminde (Behavioral Science Unit) başlatmıştır.

Thursday, September 3, 2009

Sakızlı Etimek Tatlısı


Sizde Bolulu Hasan Usta'nın Sakızlı Muhallebisini özleyen o hasret grubunun içerisinde misiniz?
Sizde sütlü tatlıları pek sevmem, zaten yapmasını da beceremem diyenlerden misiniz?
Sizde hem hafif, hem pratik hemde lezzetli bir tarif arayanlardan mısınız?
Cevabınız EVET'se o zaman doğru zamanda, doğru yerdesiniz :))
Bu Tatlıyla ilk tanışmam Fatma'nın evinde olmuştu, akşamın ilerleyen saatlerinde ikram ettiği zaman kilo alırım korkusuyla tabağımdaki dilimin yarısından çoğunu mutfağa giderek geri bırakmamla başlamıştı bütün pişmanlığım. Tabağımdaki bu taddan bir çatal alıp ağzıma atınca neden nasibimi teptim diye içimden baya bi hayıflanıp, üzülmüştüm. Ağızda bıraktığı o muhteşem eşssiz tadın vermiş olduğu cesaretle hem bıraktığım kısmı gidip geri aldım hemde bu tadı birdaha nerden bulacağım düşüncesi ile 2 dilim daha ekstradan rica etmiştim. O gün yediklerim bana yağ olarak geri dönmüş olsada yaptığımdan pişman değilim :)))) Birdaha olsa birdaha yerim :)))
Tarifini aldığımda tutturabildiğim ender sütlü tatlılardan biridir bu, robotum bozulana kadar haftada en az iki kere yapıyordum, şimdilerde ise çok özlediğim bir tatlı olarak hayallerimi süslerken sizinle de paylşayım istedim, yeni bir robot alana kadar galiba şimdilik bende bu resimlerle iadare etmem gerekiyor, hani olurda tarifi deneyip bir bak bakalım seninki gibi olmuş mu diyen hünerli ellerin tekliflerine de açık olduğumu burdan ilan ediyorum efendimmmm :)))

Malzemeler
  • 1 lt süt.
  • 3 kahve fincanı un.
  • 3 Yemek kasigi misir nisastasi
  • 10 yemek kaşığı şeker.
  • 1 stick (8 yemek kaşığı veya 125 gr) tuzsuz tereyağı ya da yarım stıck tereyağı + 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 adet falım damla sakızı (benim gibi damla sakızını çok seviyorsanız iki tane de kullanabilirsiniz)
  • İsteğe göre 1 paket vanilya
  • 1 paket tuzsuz Etimek (Bulamaz iseniz herhangi bir tanesi de olabilir)

Karamelize için

  • 1 su bardağı şeker.
  • 1 su bardağı ılık su

Yapılışı

  • Yag orta ateste eritilir, kopurmeye basladiginda un ilave edilir.
  • Unla yağ ortalama birkaç dakika kavrulur, süt yavaş yavaş ilave edilir ve topaklanmaması için sürekli karıştırılır.
  • Kıvamı muhallebi gibi olduğunda şeker ilave edilir, eğer çok sert kıvamlıysa birazdaha süt ilavesiyle inceltebilirsiniz ya da benım gibi hazelnut cremasından biraz ekleyebilirsiniz.
  • Damla sakızı küçük parçalara ayırıp muhallebinin içine atıp sakızların erimesini sağlayın.
  • Ocağın altını kapattıkdan 5 dakika sonra vanilya ekleyip karıştırın.

  • Şekeri orta ateşte hafif yakıp üzerine ılık su ilave ederek pürüzsüz bir şerbet elde edene kadar karıştırın.
  • Fokurdamaya başlayınca altını kapatın.
  • Muhallebinin yarısını robotda en az 10 dakika çırpın (El mikseri aynı tadı vermiyor)
  • Büyük boy borcamı hafifçe ıslatın ve suyunu süzün.
  • Çırpılan muhallebiyi borcama dökün. Kalan diğer yarısını da en az 10 dakika çırpın.
  • Etimekleri birer birer şerbetin içine atıp önlü arkalı şerbetleyelin.

  • Muhallebinin üzerine etimekleri sırayla dizin. Artan şerbeti kaşıkla etimeklerin üzerine tekrardan dökebilirsiniz

  • Çırpılan diğer muhallebiyi etimeklerin üzerine dökün.
  • En az 1 gece buzdolabında bekletin.
  • Dilimleyerek üzerini istediğiniz şekilde süsleyip servis yapın.

***Afiyet olsun, yaptığınızda beni çağırmayı unutmayın :)) Resimlerin daha yakından incelemek isterseniz üzerlerini tıklayabilirsiniz.

Haşhaşlı

Eskişehir' li biri olarak bu tarifi memleketim tadında yapabildiğim ve az da olsa hasretimi dindirebildiğim için mutluyum, guruluyum :)), Sahurlarınızda, akşam çayınızın yanında, gezmelerde tozmalarda arkadaşalrınızla yiyebileceğiniz ve de olara yedirebileceğiniz müstesna bir tad. (Çok mu iddialı oldu ne :))

Tadı ise pastanedeki poğaçaları aratmayacak cinsten, denediğnize pişman olmayacağınız bir lezzet zira görüntüler bunun ispatı :))

Ne diyelim kolay gelsin şimdiden denemek için kolları sıyıranlara, afiyet olsun resimleri görünce; Aaaa bunu ben daha önce tadmıştım diyen şanslı gruba :))

Malzemeler
  • 1 su bardağı ılık su.
  • 1 su bardağı ılık süt.
  • 2 yemek kaşığı toz maya.
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 2 yumurta (1 yumurta sarısı ve iki yumurta beyazı içine kalan bir sarı üstüne )
  • 5 çay kaşığı tuz
  • Alabildigine un (Kulak memesi yumuşaklığına gelene kadar yoğurun)

İç Malzemesi

  • 3 yemek kaşığı çekilmiş haşhaş (Amerika da poppy şeklinde olanları blendırın içine atıp yağla birlikte haşhaş kokusunu verene kadar çekip ezilmiş haşhaş elde edebiliyormuşsunuz, zira ben denemedim, haşhaş ezmesini bulmakta sıkıntı yaşayanlar bu alternatifi deneyebilirler)
  • 3 yemek kaşığı tahin (ben bu tarifimde ekleyemedim evde bittiği için, eklenirse muhakkaki tadı çok güzel oluyor, eğer yoksa eklenmeyebilirde)
  • 1 çay bardağı sıvıyağ tercihen zeytinyağı (Az gelirse ilave edilebilir)
  • 2 yemek kaşığı toz şeker.
  • 1 su bardağı dövülmüş ceviz.

Yapılışı

  • Malzemelerden sıvıyağa kadar olan kısmı yoğurma kabına alıp hepsini kabın içine döküp karıştıralım, mayanın gelmesi için ortalama 5-10 dk. bekleyelim.
  • Hamur mayalanırken iç malzemesini kavurmak için orta boy tavaya haşhaşı, sıvıyağı, tahini ve şekeri koyup orta ateşte tavadaki malzemeler eriyene kadar karıştıralım.
  • Köpük köpük olunca ocağın altını kapatalım ve soğumaya bırakalım.
  • Karışım başta çok cıvık gelebilir, durdukça koyulaşıyor endişe etmeyin, olurda beklenenden daha katı bir kıvamı olursa yavaş yavaş sıvıyağ ilavesiyle tekrar inceltme yapabilirsiniz.
  • Maya geldiğinde yani karıştırma kabindaki karışım köpük köpük olduğunda kalan diğer malzemeleri ekleyip kulak memesi kıvamında bi hamur yoğuralm.
  • Yoğurma kabının içini hafif yağlayıp içindeki hamurlar birlikte üstünü kapatıp dinlendirelim. Hamur iki katı büyüklüne ulaşana kadar bekletelim.

  • Hamurdan yumruk büyüklüğünde parçalar alarak elimizle açalım.
  • içine haşhaşlı karışımdan dökelim ve hamuru elimizle kenarlarında yavaş yavaş çekerek hamuru inceltelim. Üstüne 1 yemek kaşığı kadar ceviz serpelim.
  • Hamurun ucundan başlayarak rulo halinde sıkıca saralım.
  • Hamurun bir ucundan tutup diğer ucunu ters yönde saralım.
  • Hamurun tuttugumuz ucu içte kalacak şekilde içten başlayarak uca doğru saralım.

  • Yağlanmış tepsiye şekil verdiğimiz haşhaşları dizelim.
  • Üzerlerine fırça ile haşhaşlı karışımdan sürelim.
  • Onun üzerine ayırdığımız yumurta sarısının içine çok az sıvıyağ ekleyelim, karıştıralım ve hamurların üzerine nazikçe sürelim.
  • İsteğe göre üzerine kavrulmuş susam, çörek otu, toz haşhaş veya kırılmış ceviz serpebiliriz.
  • Hamurlar iki katı büyüklüne ulaştığnda 375-400 F da (190-200 C) 13 dakika pişirelim.
  • Fırından çıktıklarında üzerini kağıt havlu ile örtüp yumuşamalarını sağlayalım.
** Afiyet olsun :)) (Resimleri büyük görmek için üzerlerini tıklayın)

Thursday, August 27, 2009

Psikolojik Profil Çıkartma

Çoğumuzun Amerikan filmlerinden aşina olduğu suçlu profili çıkartma işlemi Türkiye’de çok yaygın kullanılmasa bile ileride kullanılma ihtimali yüksek olduğundan ve de az çok merak edilen bir konu olduğu için genel hatlarıyla profil çıkartmadan bahsetmek istiyorum. Profil çıkartma, bu konuda eğitimli bir uzmanın, adli psikolog veya psikiyatristler olabilir, olay yeri incelemesinden, suçlunun bıraktığı kanıtlardan ve izlerden, yararlanarak suçlunun kişiliğine dair bir betimleme yapmasıdır. Türkiye’de kullanılmamasının nedeni de genel olarak budur. Türkiye’de hem bir suçlunun profilini çıkartmak icin gerekli veri tabanı yok hem de şükür ki bu veri tabanını oluşturmak icin incelenebilecek düzenli suç işleyen, seri katiller gibi, suçlular yaygın değil.

Konuya dönecek olursak, olay yeri incelemesinden sonra tümevarımsal ya da tümdengelimsel olmak üzere iki farklı metod kullanılıyor. Tümevarımsal metodda, daha önceden çıkarılmış profillerden yararlanılarak benzer özellikler halihazırdaki bulgulara genelleniyor. Örneğin kurban ne kadar yaşlı ise suçlu o kadar gençtir (25inden başlamak üzre). Ama tabii ki hiçbir suç bir diğerinin tıpatıp aynısı olmadığı için bazen de tümdengelimsel metod kullanılır. Bu metodda belli bir suçun derinden incelenmesi sonucunda bir analiz yapılır. Böylece tümevarımsal yöntemde gözden kaçan ayrıntılar yakanlanmaya çalışılır. Profil çıkartma yöntemleri 1950lerin sonundan itibaren aktif olarak FBI tarafından kullanılmaktadır, özellikle seri katillerin yakalanmasında.

Yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye’de kullanılmamakla birlikte ileride ne yazık ki bu yönteme ihtiyaç duyacağımızı düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de de şehir hayatının yaygınlaşmasıyla birlikte insanların sosyal ilişkilerinde zayıflamalar basliyor ve buna ek olarak yaşam stresi ve ekonomik sıkıntılar da artiyor. Nihayetinde hem iletişemeyen hem de yoğun stress altında bunalan cinnet geçirmeye ya da bu iş için kafa yorup organize bir şekilde seri suçlar islemeye müsait insanlar için altyapı oluşuyor. Polis Akademisi Öğretim Üyesi Emniyet Müdürü Mustafa Kaygısız’a göre şu ana kadar Turkiye’de 41 tane seri katil tesbit edilmiş. Herne kadar sürecin bu yönde işlemesini istemesek bile profil çıkartma konusunda altyapı oluşturup, önümüzü görüp adımlarımızı erkenden atmalıyız diyorum.
PS: Aslında profil çıkartma konusu çok geniş ve heyecan uyandırıcı bir konudur. Merak edenler olursa bu konuda bir kaç vaka da aktarabilirim.

Wednesday, August 26, 2009

Ramazan Pidesi

Sizde ahhh ahhhh nerede Tr'deki Ramazanlar diyenlerdenseniz bu tarifi gördüğünüze çok memnun olduğunuzu düşünüyorum:)) Amerikadaki sofralarda yemeklerden daha çok rağbet gören, pideyi yaptığınızda mutfağınızın her tarafını Trdeki fırınlar gibi kokutan harika görüntülerle ve de tarifiyle karşı karşıya bırakıyorum sizi :)

Gecen sene tarifi internetden ararken Devletşah'ın (Eylül 2007 sayısındaki) yemek name dergisinde görüp denemiştim ilk yapışımda (biraz ekleme ve cikarmalarla tabi) tuttuğu için artık vazgeçilmezlerim arasında yer aldı, mutlaka denemeniz gereken bir tarif olduğunu düşünerek birde tarifi ben vereyim dedim.

Pidenin yoğurulması ve de mayanlanma aşamalarını beklediğimizde en az 2 saat öncesinde hazırlığımızı yaparsak son ana bırakıp acele etmemiş oluruz. Pidede püf nokta mayanın gelmesı için beklenmesi, beklenilirken aceled edilmemesi, dolayısıyla sabırlı olunması gerekir :))
Resimlerin buyuk hali icin resmin ustunu tiklayin :)


Malzemeler

  • 4 Tatlı kaşığı ınstan maya (yoksa normal ekmek mayası da olabilir)
  • 1 tatlı kaşığı şeker
  • 1\2 su bardağı ılık su
  • 1\2 bardağı un
  • 3 + 1\2 bardak un
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 3 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 1 bardak (200 ml) ılık su
  • 1 yumurta sarısı
Yapılışı

  • Maya ve şekeri 1\2 ılık su ile karıştırıp mayalandıralım yaklaşık 10 dakika bekleyelim (kabarmasını sağlayalım)
  • kabaran mayanın içine 1\2 bardak unu koyalım ve çatal yardımıyla pürüzsüz bir karışım elde edene kadar çırpalım.
  • Karışımın üstünü kapakla kapatıp yarım saat bekletelim.
,
  • 3+1\2 bardak unu yoğurma kabına alıp unun ortasını havuz gibi açalım.
  • Sıvı yağı, tuzu, 1 bardak ılık suyu ve bir önceki aşamada hazırladığımız maylı karışımı karıştırıp hamuru yoğuralım.
  • Tezgahı unlayıp tezgahın üzerinde en az 10 dakika yoğuralım,
  • ilk başlarda ele yapışan bir hamur oluyor panik olmayın hafif hafif elinize un dökerek hamurun özdeşleşmesini sağlayın.
  • Yağlanmış büyük bir kaseye (tercihen yoğurma kabınız olabilir) yoğurulan hamuru koyalım.
  • Kabın üzerini strech fılmle kaplayıp hava almamasını sağlayın ve ılık bir ortam sağlamak için üzerine havlu kapatın.
  • Yaklaşık 1 saat bekleyin.

  • Hamur mayalanınca (kabarınca) unlanmış tezgaha alıp hamurun havasını çıkaralım.
  • Daha sonra hamuru iki parçaya bölerek yumak yapalım.
  • Temiz bir havluyu sıcak su ile ıslatıp yumakların üzerini örtün. Hava almamasına dikkat edin.
  • En az yarım saat bekleyin.
  • Yumakların büyüklüğü iki katına çıktıysa mayalanmış demektir.
  • Yuvarlak bir tepsiyi yağlayalım. (Ben küçük boy pizza tepsisi kullandım)
  • Hamuru önce biraz tezgahta parmak uçlarımızla açalım (elimize yapışıyorsa biraz unlayalım)
  • Daha sonra hamuru tepsiye alıp ne çok ince nede çok kalın olacak şekilde açıp yine mayalanması için bekleyelim.
  • Diğer yumak içinde aynı işlemleri uygulayın.
  • Hamur kabarınca çatalla çırpılmış yumurtayı parmak uçlarınıza bandırıp önce hamurun kenarlarından iki parmak eninde bi iç daire oluşturalım.
  • Yine parmak uçlarımızı yumurtaya bandırarak baklava deseni veya istediğiniz deseni oluşturun.
  • Üzerine susam ve çörek otu serpipi önceden ısıtılmış 400 F (200 C ) fırında ortalama 10 dakika pişirelim.
  • Pidemiz fırında çıktığında bi havluya sarıp sıcaklığını muhafaza etmesi için bi poşetin içine alalım.
  • Servis zamanı çıkartıp istediğiniz şekilde keserek afiyetle yiyin


Afiyet olsun pide vesilesiyle de Ramazaniniz hayirli olsun :))

Kaşarlı kırmızı biber közlemesi




Tarifimiz oldukça kolay ve pratik, dikkat edilmesi gereken tek bir nokta var servis edilmeden 5 dakika önce hazırlamanız gerekiyor, zira kaşarlar donarak damaklarda istenilen lezzetli tadı bırakmayabiliyor.


Geçen akşam Remziye misafirlerine yaparken bende elimde makinem hemen fotograflarını çektim, ikramı tatdıkdan sonra ise içimden iyiki fotoğraflarını çekmişim bizim bloga malzeme çıktı dedim :)) gerçi yüklenecek tariflerin sayısı giderek çoğalıyor ama ben hem Ramazanda yapılması pratik garnitür olur düşüncesi ile sizlerle hemen paylaşayım istedim, hemde Kırmızı biber sevmeyenlerin bile yediklerinde beğenecekleri bir tat olduğundan araya çok zaman girmeden tarifi vereyim dedim :)

Malzemeler

  • 1,5 cup (yaklaşık 750 gr) közlenmiş kırmızı biber. (Amerikada yaşayanlar bulundukları eyalette restorant depot varsa, supremo ıtalıano markasını tercıh edebılırler hem mıktar olarak baya cıkıyor hemde fıyatı cok uygun)

  • 50 gr tereyağı veya margarin

  • 1 su bardağı (200 ml) rendelenmiş kaşar peynir

    • Yapılışı

    • Közlenmiş biberlerin suyunu süzelim

    • İnce ince doğrayalım

    • Tereyağını tavada ısıtalım ve ardından kırmızı biberleri ekleyelim.

    • Biraz yağda çevirdikden sonra kaşarları ilave edelim.

    • Kaşarlar erimeye başladığında ocakdan alıp servis tabaklarına alalım.

      • Afiyet olsun, iki arada bi derede aldığım bu güzel tarifi bizlere o guzel iftar sofrasinda tattırğı için Remziyeye teşekkür ediyorum :))


        Tuesday, August 25, 2009

        Paçanga Böreği

        Bence Ramazan deyince akıllara gelen iki tatdan biri paçanga böreği, diğeriyse Ramazan pidesidir. Bu tarifte yine Remziye'de olan günlerde resmettiğim tariflerden biriydi, Ramazana uygun olduğu için hemen paylaşayım istedim. Yiyenlerden tam not alan bu güzel tarifle başbaşasınız efendim...




        Malzemeler


      • 1 Orta boy kabukları soyulmuş domates

      • iki adet (İsteğe bağlı daha az veya daha çok) az acılı biber

      • 200 gr pastırma (isteğe bağlı daha az veya çok)

      • 1 su bardağı (200 ml) rendelenmiş kaşar peyniri

      • Kızartmak için 1 bardak sıvıyağ

      • Domates, pastırma ve biberleri sotelemek için 2-3 yemek kaşığı sıvı yağ


        • Yapılışı

        • Tavaya 2-3 yemek kaşığı sıvı yağı koyup ocağın altını yakın.

        • Domatesleri küp küp doğrayın ısınan yağa ekelyin.

        • Domatesler suyunu bırakmadan ince ince doğradığınız biberleri ekleyin.
        • Sebzelerin renkleri değişince pastırmaları ekleyip soteleyin.

          • Karışım hazır oldukdan sonra servıs tabağına alıp biraz ılımasını bekleyin.
          • Daha sonra kaşarı ekleyerek karıştırın.

          • Üçgen yufkaların geniş kısımlarına 1 ya da 2 kaşık karışımdan koyun.

          • Sigara böreği sarar gibi sarın.



          • 1 bardak sıvıyağımızı kızartma tavasına alıp kızdıralım, iyice kızdıkdan sonra börekleri sırayla yağa koyalım.

          • önlü arkalı kızartıp peçete serili tabağımıza alalım.

          • Börekler ılıyınca ortadan kesip servis tabağımıza koyalım.


            • Afiyet olsun şimdiden, tarifi bize birebir gösterdiği için de Remziye'ye teşekkür ediyorumm :))

              Wednesday, August 12, 2009

              Biz hayal gormeyiz!

              Bir ruyasi vardi hefendinin,henuz uc bes kisi varken yaninda..bir haritasi duvarda ve isaretlenmis ulkeler kucuk raptiyelerle..Bir ruyasi vardi tum dunyayi icine alan..Anlatiyordu etrafindakilere ruyasini da bazen “beni anlamiyorlar,beni anlamiyorlar” diyordu cami minberlerinden gozyaslari icerisinde..
              Bir gun o uc bes kisi den birtanesi safiyane “hocam fazla hayal gormuyor muyuz” demisti de yillar sonra Hocaefendi; Pensilvanya`da dunyanin dort bir yanindaki okullarla alakali konusurlarken, az otesine outran agabeye hafifce egilerek “biz hayal gormeyiz” demisti..Evet biz hayal gormeyiz…
              Bir ruyasi vardi ve buna bir de siir yazmisti ve biz o siiri yine yillar sonra ruyasini gordugu cocuklarin agzindan 7.Turkce Olimpiyatinda dinledik..
              Hatirlar misiniz o siiri…

              Akyol

              Gördüm nurlu geleceği rüyamda bir gece,
              Işıklar yağıyordu her tarafa sessizce...

              Ahenkle işleyen bir saat gibiydi isler;
              Bir bir silinip gitmisti asırlık teşvişler...

              Ve herkes birbirine yürekten bakıyordu;
              Somaki musluktan kevserler akıyordu.

              Tertemiz çehreleri ile geçerken kudsiler,
              Ümitlerimize bir bir fer salıp geçtiler.

              Yeni bir dünya kuruluyordu; harıl harıl...
              Her taraf gökle yarışır gibi... pırıl pırıl !

              Geçtikçe tekmil bu şimsek bakışlı yiğitler,
              Anladım; muştusu verilen zamanmış meğer.

              Civanlar gördüm yüzlerinde gariplik rengi,
              Hükmettım kı bunlar,o ilk kudsilerin dengi.

              Dolaştım her tarafı usanmadan,bezmeden;
              Ziya ıçenlere erdim bir ulu çesmeden...

              Şükranla gerilip gezenler vardı kolkola..
              Sonra teker teker ulaştı herkes AKYOL'a...

              Sunday, August 9, 2009

              Mahlepli susamlı toplar

              O kadar çok tarif var ki hangi birinden başlasam bilemiyorum :)) Bi öncelik verip başlamakta lazım ama değil mi? Bu haftanın talihli tarifleri şöyle;

              Biri yine sevgili arkadaşımın favori tuzlusu Remziyeden, diğeri ise kayınvalidem Zehra hanımdan, ikisi de çok muhteşem herkes tarafından tam not almış beğenilmiş tatlar.

              Önceliği tuzlu tarife veriyorum.

              Ben TR ye gitmeden önce yaptığımız bir tarifti... Hazırsanız buyurun okumaya




              Malzemeler

              -1 Paket (250 gr) Oda sıcaklığında tereyağı (İsterseniz margarinde kullanabilirsiniz)
              -1/2 çay bardağı sıvı yağ
              -1 yumurta sarısı ( akını ayırıyoruz kullanılacak )
              -Yarım tatlı kaşığı şeker
              -1 tatlı kaşığı tuz
              -1 paket kabartma tozu
              -1 tatlı kaşığı mahlep
              -Alabildigine un (All Purpose)

              Yapılışı

              - Tüm malzemeler yoğurulup istenilen şekil veriliyor

              -Önce yumurta akına daha sonra susama batirilip 350F (175-180C) pisiriliyor....

              Şimdiden afiyet olsun hepinize,

              Remziyeciğim güzel tarifin için teşekkür ederim canım :))

              Şambali

              Şambali tarifinin hikayesi ise şöyle gelişti; Burdurluların tekne gezisi olacağı günün bir önceki akşamında yaptığımız hazırlıkların yanında kayinvalidemin birde şerbetli bir tatlı da yapsak nasıl olur demesi uzerine, benim yapalım yapalım ısrarlarım:)) hem blogda da yayınlarım tarifi demem birde üstüne kayınbabamın bu tatlıyı çok seviyor olması faktörü de eklenince tarifi yapma saatimiz ne kadar gec bizde bir o kadar yorgun olsak da tatliyi yedikden sonra herşeye değdini anladım.

              Hafif olmasının yanı sıra yumurtasız olması ve kokmaması da bu tarifi yapma endişesi taşıyanlar için fikirlerini değiştirme adına güzel bir nokta olduğunu düşünüyorum.





              Malzemeler


              • 3 bardak un (Bardaklar yaklaşık 125 ml büyüklüğünde)
              • 6 su bardağı irmik
              • 3 su bardağı yoğurt
              • 3 su bardağı şeker
              • 1 paket kabartma tozu

              Şerbeti için

              • 6 bardak toz şeker
              • 4,5 bardak su
              • Yarım limon suyu

              Yapılışı

              • önce yogurdumuzu çırpma teli ile bir güzel çırpıyoruz
              • Başka bir kapda unu irmiği şekeri harmanlıyoruz
              • Sonraki aşamada hazırladığımız bu karışımı yoğurtla buluşturuyoruz
              • En son kabartma tozumuzu katıp, önceden yağlanmış tepsimize döküyoruz.



              • isteğe bağlı üzerine istediğiniz tarzda(Ceviz, fındık, fıstık, badem) süsleyebilirsiniz.



              • 180 C de üzeri kızarana kadar pişiriyoruz
              • Serbetini de şeker eriyene kadar kaynatıyoruz, fokurdamaya başlayınca limon suyumuzu sıkıyoruz.
              • şambalimiz fırından çıkınca üzerine sıcak şerbetimizi döküyoruz.

              *** Biz verdigim tarifin yarisini yaptik, dilerseniz siz tamamini uygulayabilirsiniz.

              Afiyet olsun, tarif ve emeginiz için teşekkürler Zehra anne :)

              Friday, August 7, 2009

              RAMAZAN GELİRKEN...




              Ramazana az bir süre kala piyasalar canlandı. Başta gıda olmak üzere birçok sektörde hareketlilik başladı. Ramazanın başlamasıyla bu hareketliliğin artması bekleniyor.Tatlıcılar, fırıncılar, kadayıfçılar, hazır yemek fabrikaları, bakliyatçılar başta olmak üzere bir çok sektör hazırlıklarını tamamladı. Ramazanın vazgeçilmezi tel kayadıf, yemeğin üstüne ikram edilen o güzel tatlılar olmazsa olmazı Ramazanın.Tabi imsakiye basan batbaacılar da bu hareketlilikten faydalananlar arasında.Kriz nedeniyle durgunlaşan piyasanın canlanması esnafı güldürdü.

              Bu gün bir güzel haber de TMO (Toprak Mahsülleri Odası)dan geldi. TMO ile anlaşma yapan marketler ve bakkallar, mercimek ve pirincin kilosunu 2 TL den satacak.
              Yapılan açıklamada "Buğdayda, yüksek rekoltenin gerçekleştiği bir hasat dönemi yaşanıyor. Mercimekte, ülkemizin bütün ihtiyacını karşılayacak üretim
              gerçekleşti. Kanada gibi dünyanın önemli ihracatçı ülkelerinde önümüzdeki aylarda iyi bir rekoltenin gerçekleşmesi bekleniyor ve TMO'da da yeterli stok bulunuyor. Pirinçte, ülkemizin ihtiyacının tamamını karşılayabilecek bir üretim bekleniyor ve bir ay içerisinde hasat başlayacak."şeklinde konuşuldu. Ve de tarım ürünlerinde spekülatif fiyat artşlarına izin verilmeyeceği belirtildi.* Bu durumda geçen yıl 5 TL nin zerine çıkan fiyatlar indirilmiş oldu.

              Bir diğer ramazan müjdesi de Türkiye Fırıncılar Federasyonundan. Genel Başkan Halil İbrahim Balcı ramazan sofralarının en önemli yiyeceği pidenin fiyatının geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 3-3,5 TL arası olacağını söyledi.* Ramazanın bu güzel geleneği devam ettikçe sıcak pide almak için ezan saatine yakın, fırınların önünde kuyruk görmeye devam ediceğiz gibi.
              Herkese sıcacık iftarlar diliyorum şimdiden...

              *aa,zaman

              Friday, July 31, 2009

              Cevizli Kurabiye

              Tarifler çoğalınca bende aynı anda iki tarif vermeyi daha pratik buldum :)

              Kategori şeklinde ayıracak olursak Tr ye gitmeden öncekiler ve gittikden sonrakiler olmak üzere iki farklı başlık altında toplanabilir.

              Ramazan ayı gelmeden tarifleri vermeye başlayayım ki hem tarifi verenlere ayıp olmasın :)) hemde Ramazanda iştahımızı kabartmasın bu nefis görüntüdeki tadlar değil mi??



              İlk tarif canım arkadaşım Remziye'den İkinci tarif ise Sevgili Kayınvalidem Zehra hanımdan geliyor.

              Ben Tr ye gitmeden hergüne bir tarif sıkıştırmaya çalıştığımız günlerde yapılmış bir tarifti Remziyenin ki, tarifi yayınlama süresini göz önünde bulundurduğumuzda oldukça zaman almış olup zaman aşımından tazeliğiğni koruyamasada görüntüden ne kadar lezzetli ne kadar ağızda dağılan bir kurabiye olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım.

              Remziyeciğim kurabiyeler konusunda yakında Atlanta'nın yeni kurabiye uzmanı olacak gibi görünüyor :)) Zira kurabiyesini kim tadsa tarifini verir misin diyor :)) Ben de bu firsati degerlendirip ilk kurabiye tarifini kendisinden aliverdim :))

              Tarif için teşekkür ediyoruz kendisine yapımı kolay bol kalorili harika kurabiyelerin yapılışı ve resimleriyle baş başa bırakıyorum sizleri :))

              Malzemeler
              • 250 gr tuzsuz margarin veya tereyağı
              • 1 yumurta sarısı ( Akını üstüne kullanacağız)
              • 7 yemek kaşığı pudra şekeri (Tatlı sevenler tepeleme sevmeyenle normal)
              • 1 çay kaşığı kabartma tozu
              • 1 çay kaşığı vanilya
              • Aldığı kadar un (All purpose)
              • Arzu edilirse hamurun içine de ceviz ilave edilebilir.
              • 250 ml ceviz içi

              Yapılışı

              • Yoğurma kabına aldığınız tüm malzemeleri kulak memesi yumuşaklığı kıvamında yoğuruyoruz.
              • Hamurdan yuvarlak parçalar kopartıp pinpon topu büyüklüğünde toplar yapıyoruz.
              • Önce yumurtaya daha sonra kırılmş cevizlere buluyoruz.
              • 350 f da en az 20-25 dakika pişiriyoruz.

              Beze

              Gelelim ikinci tarifimize,

              Tadı pastahenelerdekinden en az 10 kat daha güzel üstüne lezzetinden dayanamayıp çatlayan bu harika taddaki yapımı kolay sanat esarleriyle baş başa bırakıyorum sizleri, tarif için teşekkürler Zehra anne :))



              Malzemeler

              • 1 Yumurta akı
              • 1 çay bardağı toz şeker
              • 1 çimdik tuz
              ***Ölçüyü birebir arttırıyorsunuz ( 2 yumurtaya,2 çay bardağı şeker gibi)

              Yapılışı

              • Yumurta tuz ve şekeri ısıya dayanaklı bir kabın içine alıyorsunuz.
              • Mikserle biraz ocağın üzerindeyken biraz tezgahın üzerindeyken krema kıvamına gelene kadar çırpıyorsunuz,
              • şekerler pütür pütür elinize gelmiyorsa olmuş demektir.
              • Pasta şırıngası yardımıyla yağlı kağıt serilmiş tepsimize istediğimiz büyüklükte sıkıyoruz.
              • Arzu ederseniz üzerine damla çikolata, M&M antep fıstığı, fındık veyaz ceviz kırığı da serpepilirsiniz.
              • Fırınımızın en düşük ayarında yaklaşık 1 saat pişiriyorsunuz.
              • Pişerken kapağını açmıyorsunuz.


              Tarif için kayınvalideme teşekkürler, tarifi deneyenlere kolaylıklar, yiyenlere de afiyet olsun dileklerimizi iletiyoruz, bir sonraki tarifde görüşmek dileğiyle...

              *Resımlerı buyuk gormek ustersenız resmın uzerını tıklamanız yeterlı.

              Thursday, July 30, 2009

              Dublörün Dilemması

              Yazları Türkiye’ye gitmenin en güzel yanlarından biri de, yeni çıkan ya da arkadaşlarımın şiddetle tavsiye ettiği kitapları alıp okumak ve açığı kapatmaya çalışmak. İşte bu yaz, her ne kadar çok yeni olmasa da, bir arkadaşım sayesinde keşfettiğim yazarlardan biri de Murat Menteş ve son kitabı Dublörün Dilemması.

              Kitap, Nuh Tufan ve İbrahim Kurban’ın sıkı dostluğunu ve kendi başlarına sardıkları püsküllü belayı anlatan çok eğlenceli ve bir o kadar da ilginç bir roman. Nuh Tufan, oldukça zeki, yaratıcı fakat oldukça umursamaz ve bu sebeple hayatla dalgasını geçen bir adamdır. En samimi arkadaşı İbrahim ise tersine çok duyarlı ve hassas bir insandır. Çok zengindir ama parayı da biti kadar sevmez ve o da yaratıcılıkta Nuh kadar aşmış bir kişidir. İşte bu ikili sırf macera olsun diye kalkıştıkları bir işten yırtana kadar akla karayı seçerken biz de bu macerayı zevkle okuruz.

              Bence kitap çok akıcı ve eğlenceli bir dille yazılmış ve zaten ilginç olan bir hikaye bir o kadar da iyi kurgulanmış. Beni en çok kitaptaki kahramanların özenle seçilmiş isimleri ve bu kahramanların zihinlerinden geçenler, ve yaptıkları benzetmeler güldürdü. Otobüste, dolmuşta okurken bir yandan kendi kendime sesli sesli gülüp bir yandan da şaşırarak pekçok insanın da dikkatini çekmeyi başardım.

              Kitabı okumamış olanlara kesinlikle tavsiye ediyorum. Ayrıca aynı yazarın daha önceden yayınlanmış iki kitabı daha mevcut. Ne yazık ki ben gittiğim her yerde kitapçı kitapçı gezip sormuş olmama rağmen bulamadım. Bulanlar fırsatı kaçırmadan alsın. Beğenmezlerse ben kendilerinden satın alırım 

              Tuesday, July 28, 2009

              Kandirali obsesyonu ve normallesebilmek...

              Thursday, July 23, 2009




              Gibi
              Yırtışmış tepeden tırnağa gökyüzü
              Gün sızıyor bulutların arasından
              Kaybolmuş zamanın haritası
              Günlerde
              Dünlerde
              Gibi sorgusuz
              Gibi yetim
              Gibi çocuk
              13.05.09

              Tuesday, July 21, 2009

              Mevsim Pastası

              Yanyana getirilmiş sayısız kelimelerle oluşturulan o cicili bicili cümleleri oluşturamayacağım bu sefer, Çünkü bu pasta çok sevdiğim canım Meryem ablama veda pastasıydı, her ne kadar onun şansına yaptığım pastalar arasında en hafif ve lezzetlisiydi ünvanını alsa da bir veda niteliği taşıması canımı çok acıttı, tarifle birlikte birde şiir ekliyorum gelen istek üzerine şairi ben olmasam da kime yazıldığıymış önemli olan. Yeri doldurulamayacak sevgili ablam, seni gerçekten de çook özleyeceğiz.

              Meger gercek dostlar ayrilikla bilinirmis….

              Ebed yolcularinin yurudugu kervanda

              Rahat rehavet nedir bilmeyen o ruhlara

              Yollar ,zaman ve mekan hic engel degilmis

              Elbet goz yasarir,gonul huzunlenirmis

              Muhabbet-i Hakikiye iste boyle erilirmis…..



              Pandispanyası için
              • 5 yumurta.
              • 5 kahve fincanı toz şeker.
              • 2,5 kahve fincanı un
              • 2,5 kahve fincanı buğday nişastası
              • 1 paket kabartma tozu ( 1 tatlı kaşığı)
              • 1 paket vanilya
              • Yarım limon suyu, 1 kahve fincanı ılık su
              Ara kreması
              • 2 poşet krem şanti veya 1 yogurt kasesi büyüklüğünde whipped cream
              Pandispanyayı ıslatmak için
              • Fındıklı kahve kreması veya istediğiniz herhangi bir meyve suyu
              Süslemek için
              • Muz
              • Çilek
              • Kiwi ( Veya arzu ettğiniz meyveler)
              Meyvelerin kararmaması için
              • 1 su bardagı su
              • 1 yemek kaşığı şeker
              • 1 yemek kaşığı mısır nişastası
              • 1 paket vanilya (Pastayı süsledikden sonra meyvelerın havayla temasını engellemek için bu karışımı pişirip ılıdıkdan sonra meyvelerın üzerine fırçayla sürebilirsiniz)
              Yapılışı
              • Şeker ve yumurtayı krema kıvamına gelene kadar çırpın.
              • Un ve buğday nişastasını ekleyin.
              • Kabartma tozu ve ılık suyla birlikte limon suyunu ekleyin.
              • Kek kalıbına dökmeden vanilyayı ekleyerek yağlanmış yuvarlak pasta kalıbınıza dökün.
              • 350 F da 20-25 dakika pişirin
              • Piştiğinden emin olmak için kürdan batırın.
              • Islak çıkarsa pişene kadar fırında bekletin.
              • Piştikden sonra pandispanyanın ılıması için bekleyin.
              • Ilıdıkdan sonra ekmek bıçağı yardımıyla enine üç eşit parçaya bölün.
              • Aralarını önce meyve suyuyla ıslatın daha sonra krem şantiyi sürün ve üzerine küp küp doğradığınız meyveleri dizin.
              • Diğer katlar içinde aynı işlemi uygulayın.
              • Üstü süsleyerek en az 2-3 saat buzdolabında bekletin.

              Afiyet Olsun...