Tuesday, December 7, 2010


UÇURT'MA !!!
Siz kumbaranızda hüzünler biriktirdiniz
Vakit dalda sallanıp dururken akşamüstleri.
Gemiler ve yolcular bilirdiniz giden
Vazgeçen
Bir kadındınız üstelik saçlarında çocuklar gezinen.
Bahanelerden sözlerle,
Geceyi gündüzle aldattınız duraksız.
Siz ay ışığında kediler büyüttünüz;
Hırçın ve kavgacı.
Dilek ağaçlarına bir paçavra gibi astınız ömrünüzü.
Denizi yalnızlığa kıyı evinizde
Hevesler dizdiniz çatılarınıza.
Çizgiden kahramanlarınız vardı
Silgi tozlarıyla yok oldu.
Şimdi yıpranmış bir albüme bakar gibi
Zarifçe gülümsüyorsunuz dünlere
Hayallerinizi uç uça ekleyip
Kahverengi uçurtmalar salıyorsunuz göklere.
ÖZNUR YAMAN
3 Aralık 10

Thursday, October 14, 2010

KUCUKLERDEN GULDUREN ANEKDOTLAR III


KUCUKLERDEN GULDUREN ANEKDOTLAR III
Vietnamca tonlamali ,tek heceli bir dil..ayni kelime farkli tonlamalarla bazen 5/6 farkli manaya gelebiliyor. ..Biz cok beceremedigimiz icin tonlamali konusmayi ,yazildigi gibi duz soyluyoruz (en azindan cocuklarin isimlerini)..Ogrencilerimden bir tanesinin ismi Anh Ngoc (An nop)..Ngoc genizden cikariliyor fakat Anh Ngoc okula basladigindan beri ismini bizim gibi duz soyler olmus.. Annesi bir gun duzeltmis;” Kizim senin adin Anh Ngoc(genizden cikararak), Anh Ngoc (duz) degil”..”Hayir” demis bizimki..Ogretmenim “Anh Ngoc (duz ) diyor,benim adim Anh Ngoc”…

Quang bir gun derste , ben birseyler anlatiyorken parmak kaldirdi. Dersle alakali birsey soracak sandim..”Ogretmenim cok konusuyosun” dedi:)))))))))))

Bir gun moral dersinde anne sevgisi ile alakali bir sarki dinletiyordum cocuklara..Kirkayak anne ile cocugu arasinda gecen bir clip…ben video ya dalmis izlerken cocuklarin tepkisini ogrenmek icin soyle bir dondugumde bir de ne goreyim? Agliyorlar:) unutmusum onlarin daha anne kuzusu olduklarini.. (Loving Mother: http://www.youtube.com/watch?v=Aeks7C7m30o)

Ogrencilerimden bir tanesi annesine demis ki, “Anne Mrs. Songul`e sarilmayi cok seviyorum.” Annesi “Neden” demis.” Cunku coooook guzel kokuyo”:)

Cocuklara Ingilizce dersinde “tesekkur mektubu” yazmayi ogretiyordum..”Haydi simdi siz herhangi birsey icin tesekkur mektubu yazin bakalim “demistim..Quang( Nam-i diger Mr. Scientist) soyle yazmis: “ Anne partiye gidip eve gec geldigin icin cok tesekkur ederim” Ayrica suanda Amerika`dasin..yine tesekkur ederim”..Guleyim mi uzuleyim mi bilemedim..

Cocuklarin gunluklerine yansiyanlar ise nasil bambaska bir dunyaya sahip olduklarini gosteriyor…
“Cok az TV izledim cunku kor olmak istemiyorum. “(Science dersinin etkileri)
“Yemekten once ellerimi yikadim germ leri oldurmek icin…ama sabunla yikadim hemen olsunler diye..”(Science+Moral)
“Bana yeni ve guzel seyler ogrettigin icin cok tesekkur ederim”
“Bahji benden dusuk not aldi ama gulmedim” (Moral)

Sanirim mouse u fazla kullanmaktan bir suredir bilegim agriyor.Gecenlerde sarmistim,cocuklar da sormustu ne oldu diye.Ben de mouse u fazla kullanmaktan oldu demistim..Ertesi gun bir tane veli “ Gecmis olsun evinizde fare varmis, gorunce korkup dusmussunuz bileginiz incinmis,iyi misiniz?” deyince basladim gulmeye..Bu nasil bir hayal dunyasi…?

Hergun, genelde ayni seyleri yazdigi icin, Quang in gunlugune soyle not dusmustum;” Farkli seyler yazmaya calis,mesela hislerini soyle..nasil hissediyosun kendini” seklinde..Ertesi gun soyle yazmis “ Bugun hergun ki gibi normal bir gundu:) yine okula gittim,yine ders yaptim”:) Bugun normalim:)


Science quiz in den biraz dusuk not aldigi icin aglayan Hi` ye Quang ve Bang in tepkisi; “Never gonna give you up” :)

Sunday, July 25, 2010

UZUN SAÇLININ YERİ


Uzun saçlı adam
Anlat hadi bir şeyler
İnce belli bardağa koy demini almış vakitlerimi
Şairlerden konuşalım
Şiirlerden
İlle de Cemal Süreya’dan
İlle de 8.10 vapurundan.
Ben bu gece uykuyu alnından öpeyim.
Sen geceyi uykuya yatıya gönder.
Uzun saçlı adam;
Çık gel o denizin kenarından.
Kıyılarımız denk değil denizlerimize
Suları çekilmiş günlerimizin baksana
Konuş be adam
Avuçlarımız kimden kalmış böyle ter içinde!

Sunday, June 27, 2010

Dalga (Die Welle – The Wave)

Bir haftalik okul projesi icin otokrasi dersi alan bir sinif ogrenciye hoca otokrasinin anlamini sorar. Hepsi az cok birseyler soyler ve en sonunda otokrasinin bir cesit diktatorluk olduguna ve Hitler'in ve Nazi partisinin buna ornek gosterilebileceginde hemfikir olurlar. Siniftan bir ogrenci hocaya, dunyadan bir kere Naziler gecti bir daha ayni hatayi kimsenin tekrarlamayacagini soyler ve boyle gereksiz seyleri konusmaktansa dersi bosverip Bush yonetimini tartismayi teklif eder. Hocanin cevabi sert olur ve dersi islemeye devam edecegini soyler. Dersin ve sinifin kurallari konusulur vs vs. Yalniz ogrencilerin bilemedikleri bir sey vardir: artik bu bir haftalik dersin sonunda onlar bile kendilerini taniyamayacaklardir.

Film 2008 yapimi bir Alman filmi fakat gercek olay 1969 da Amerika'da yasanmis. Filmin anlatimi ve konusu cok iyi. Tabii ki olayi disaridan izleyenler olarak biz, nasil oluyora farkina varmiyorlar tum bunlarin diye dusunuyoruz. Sahiden ayni sey bizim de basimiza gelse (ki bazilarimizin gelmis de olabilir) nasil bu hale geldigimizin iplerin nerede koptugunun farkina ne zaman varirdik acaba?

Psikolojide kullanilan sosyal kimliksizlesme (depersonalizasyon) ve bireylik yitimi gibi kavramlar da bu yasananlarin aciklamasi olarak kullanilabilir. Filmi de izledikten sonra aklima gelen sey ne oldum dememeli ne olacagim demeli oldu ve her adimi atarken sonucunu iyi dusunerek, galeyana gelmeden atmali, yoksa ne yaptigimizin farkina vardigimizda cok gec olabilir.

Thursday, June 24, 2010

Soraya'yi taslamak (The Stoning of Soraya M.)

Hic dusundunuz mu zina yapmakla suclanan bir kadin masum oldugunu nasil kanitlar. Boyle bir suctan nasil aklanilir?

Iste Soraya'dan istedikleri de buydu. Evli ve (filmde goruldugu kadari ile) dort cocuk annesi ve sureli kocasi tarafindan asagilanan, fiziksel olarak istismar edilen bir kadindir Soraya. Birazcik para biriktirip kacma hayalleri kurar zalim kocasindan, kocasi 14 yasindaki henuz cocuk sayilabilecek bir kizla evlenme hayalleri kurarken. Kocasi Soraya'dan en ucuz sekilde kurtulmak ister ister ve onu zina yapmakla suclar cunku zinanin cezasi taslanarak oldurulmektir ve en ucuz bastan savma metodu budur kocasi Ali icin. Yasadikleri yer kucuk bir yer oldugu icin Ali hem sahitleri hem de Imam'i tehdit yolu ise satin alir. Plani tikir tikir islemektedir. Zaten boyle dedikodulara merakli olan kasaba halkini hemen galeyana getirir Soraya'ya zina suclamasi yaparak. Ayni gun icerisinde hem mahkeme gorulur hem de infaz gerceklesir. Iste o zaman Soraya'dan masum oldugunu kanitlamasi isterler. Cunku yasalara gore eger bir kadin zina ile suclaniyorsa masum oldugunu kanitlamasi gerekir, fakat bir kadin bir erkegi zina ile sucluyorsa o zaman yine kadinin erkegin suclu oldugunu kanitlamasi gerekir. Cark her zaman kadinlarin aleyhine isler. Ve bu devran boyle donerken yine kadinlar bu duruma hic ses cikarmaz hatta icten ice hakkettigini buldugunu dusunurler suclanan kadinin.

Film 1986 da Iran'da yasanan gercek bir olayi anlatmaktadir. Izlemesi cok zor ve uzucu bir filmdir bu yuzden. Ama izlerken sunlar da gelir insanin aklina: Kanunlari din adina ve dinden temel alarak koyduklarini iddia eden bu insanlar nasil oluyor da bu kadar sapabiliyorlar yoldan ve bu kadar tutucu olabiliyorlar? Nasil vicdansizca herseyi kendilerine yontabiliyorlar? Kadinlarin namusu ile erkeklerin namusu arasindaki bu daglar kadar fark neden kaynaklaniyor? Ve hic mi bilgili, alim bir insan yok ki “hayir siz yanlis yapiyorsunuz, kitapta yazan aslinda budur” demiyor?

Thursday, May 6, 2010

KUCUKLERDEN GULDUREN ANEKTODLAR II


KUCUKLERDEN GULDUREN ANEKTODLAR II

Haftanin yildizi secildigi icin hediye alan Quang ertesi gun yaptigi hatadan dolayi kucuk bir ceza almisti. Ogle vakti,cocuklarin uyku saatinde odaya girdigimde Quang a verdigim hediye masamda duruyordu.Bir de uzerine birseyler yazilmis ufak bir kagit vardi. Kagit da sunlar yaziliydi:
Ogretmenim bugun seni cok uzdum. Ozur dilerim lutfen beni affet. Ben bu hediyeyi haketmiyorum. O yuzden geri veriyorum. Bir daha yapmayacagim,soz veriyorum.

Cocuklarla scrabble oynuyorduk. Sure dolunca herkes kalemleri birakip bulduklari kelimeleri soyluyor,puanlandiriyor oyun sonunda da kazanani tayin ediyorduk. Sure bitmis ,ben ilk grubun kelimelerini kontrol ediyorken cocuklar Anh Ngoc un yeni bir kelime yazdiklarini soylediler elindeki small board a. Neden yaptigini sordugumda “yeni aklima geldi” seklinde cevapladi ama digerleri bunun haksizlik oldugunu soyleyince ben de” bu seferlik senin puanini hesaplamayacagim,cunku kural disi davrandin” demistim. Tenefuste sinifa girdigimde bilgisayarimin uzerinde cocuklarin yarismalar icin kullandigi small board vardi ve ters cevrilmis sekilde duruyordu.Sinifta sadece Anh Ngoc vardi. “Anh Ngoc herhalde sen unuttun bunu burda” dedim. “Ters cevir ogretmenim” dedi. Ters cevirip baktigimda Anh Ngoc un bana yazdigi su notla karsilastim:
“Ozur dilerim ogretmenim.Ben iyi bir ogrenci degilim. Lutfen beni affet.” Ben bunlari okurken Anh Ngoc un gozyaslari akmaya baslamisti bile. Bir taraftan agliyor bir taraftan elindeki mendille gozyaslarini siliyordu. Kucuk bir konusma sonrasinda sarilip meseleyi cozmus olduk.

Rahatsizlanip okula gidemedigim bir gunde cocuklarin gunluklerine yansiyanlar:
Bugun cok uzgunum cunku ogretmenim gelmedi. Cunku o hasta disciye gitti.
Bugun ogretmenime dua ettim cunku o bugun cok hasta.
bugun cok uzgunum ogretmenim gelmedi,ruyamda ogretmenimi gordum,gelmisti bize ders anlatiyordu,uyandim gercek degilmis.

Yalan soylemenin ne kadar kotu bir aliskanlik oldugundan bahsettigimiz hafta Quang gunlugune sunlari yazmis:
Anneme yalan soyledim o da beni cezalandirdi.Hakettim.

Thursday, April 29, 2010

NEFES





içimden şiirler geçer bu gece

vapurlar geçer

penceresinden çocuk sarkan trenler geçer

bu gece askerler uğurlarım sevgili gibi otogarlardan

bu gece içimden uzun yol otobüsleri geçer

pazarda annesi tam kaybetmişken bulan çocuklar geçer

bayram sabahı telaşıyla anneler geçer

sabah ezanı ile bir ihtiyar geçer



içimden şiirler geçer

şairler geçer

aşk gibi birşey geçer

aşk desem değil

değil desem değil

içimden bir adam geçer.

Wednesday, April 21, 2010

Bunlari Biliyor muydunuz?

Bunlari Biliyor muydunuz?

Budizm de insanlarin bas kismina; yuzune kulagina,kafasina dokunmak ya da saka yoluyla da olsa vurmak yasak. Biliyor muydunuz bu hak sadece anne babaya ve ogretmenlere ait.

Vietnamca grammar acisindan oldukca fakir bir dil ( sadece 3 zaman var;simdiki zaman,gecmis zaman,gelecek zaman) olmasina ragmen tamamen saygi uzerine kurulmus bir dil. Vietnamca da “ben” sahis zamirinin neredeyse hic kullanilmadigini biliyor muydunuz?
Kendinden buyuk birisiyle konusurken karsidakinin buyuklugunu, kucuk birisiyle konusurken de karsidakinin kucuklugunu vurgulayan zamirler kullaniliyor.Hatta amcan,dayin,teyzen annenden ya da babandan buyukse cocuklari senden kucuk olsa bile onlara abi ya da abla diyorsun.

Vietnam`da bayanlarin eslerine isimleriyle hitap etmediklerini biliyor muydunuz? Evet, kendinden buyuk bir erkege hitap edildigi sekliyle,bayanlar eslerine hitap ediyorlar. Tam karsiligi nedir bilemiyorum ama sanirim bizdeki “bey” e karsilik geliyor.

Vietnamdaki ailelerin hemen hepsinin anne babalariyla birlikte yasadiklarini, yaslilara bakmanin buyuk onem tasidigini, olene kadar anne ve babalarina buyuk bir ihtimamla baktiklarini, oldukten sonra da evlenin en ust katina yaptiklari worship odasinda kullerini saklayip her sabah (neredeyse sabah namazi vaktinde) onlara dua ettilerini,onlerinde mumlar yakarak saygiyla egildiklerini biliyor muydunuz? Hatta her bayramda,dugunde ,onemli gunlerde coluk cocuk ilk once olmus atalarina dua ettiklerini ( buna tapinma da diyebliriz cunku Vietnamlilar atalarina da tapiyorlar) biliyor muydunuz?
(Olulerinin kullerini evlerinin en ust katina koymalarinin sebebi basimizin ustunde yeriniz var demekmis, gecen gun ogrendim.)

Anne babadan sonra en cok saygi duyulan ikinci kisinin ogretmenler oldugunu biliyor muydunuz?
Vietnam savasindan sonra agir yaralar alan ulkenin kalkinmasinda ogretmenlerin payi cok buyuk olmustur ve boylece ogretmene saygi esas olmustur Vietnam`da.
Ogretmenler gunu; bayram coskusuyla, ogrencilerin ogretmenlerinin evlerini ziyaret etmeleri seklinde geciyor Vietnam`da. O kadar coskulu kutlaniyor ki, Ramazan Bayraminin ya da Kurban Bayramiinin ilk gunu gibi hissediyorsunuz.


Budist monklarin carsafli ve peceli dolastiklarini biliyor muydunuz?
Evet yanlis duymadiniz.Saclari sifira vurulmus olan erkek ve kadin monklar (bilhassa kadinlar) acik mavi ve kahverengi koton kumaslardan yapilmis, bizim bildigimiz carsaftan genelde agizlarini da kapatarak ortunduklerini ve gun boyu pagoda da kendilerine ait kitaplari okuduklarini ,ibadet ettiklerini ve et yemediklerini biliyor muydunuz? (Budist bir monkla gorusmeyi cok istiyorum, izin cikarsa konustuklarimizi ve fotograflari gonderecegim ins)


Vietnam`da alternatif tibbin cok ileri oldugunu, sadece otlarla tedavi eden bir hastanenin oldugunu biliyor muydunuz?
Henuz gitmedim ama velilerim zaman zaman bitki caylari getiriyorlar. Tam olarak neye yaradiklarini ben de bilmiyorum ama iyi niyetlerine binaen iciyorum:) bisey olmaz insallah:)
To be continued…

Saturday, April 10, 2010

SYM-14

HIKAYENIN BASI

Thursday, April 8, 2010

SYM-13

Saturday, March 13, 2010

KUCUKLERDEN GULDUREN ANEKDOTLAR-I


KUCUKLERDEN GULDUREN ANEKDOTLAR-I

Ogrencilerimden bir tanesi(7 yasinda) annesine butun bozuk paralarini verip “anne bunlar benim butun param,bunlari al..Soz veriyorum seker de istemicem,cikolata da.Yeter ki beni Turkiye ye gonder

Letter:
Tomorrow I can go to your house
Circle the word
Yes No
From Bang
To: Teacher Songul

Anh Ngoc kucuk kardesine donup “sen bizle gelme, o benim ogretmenim ,biz gidicez evine” deyince kardesi “seneye de benim ogretmenim olacak,gelirim” demis

Teacher, kantine soyleyin bize Turk yemeklerinden versinler

Dogum gunu partisi yapacak bir ogrencim annesinin yaptigi davetli listesinde Ugur Bey`in ismini goremeyince “partiyi iptal edelim,o gelmeyecekse bir anlami yok” der.

Evine yemege gidecegimiz ogrencilerimden Bang biz gitmeden “ogretmenim bunu yiyebilir/bunu yiyemez diyerek annesinin yemek hazirlamasina yardim eder eklemeyi de unutmaz “icki vermeyin ogretmenim icmez “

Yine bir tanesi onundeki meyveyi gostererek “Teacher, Is it halal? 

Thien Anh annesiyle markete alisverise gider..Annesi ne kadar israr ettiyse de uzerinde “helal” damgasi olmayan birsey aldirmaz..

Anaokulunda ki bir kucuk; kolunu Ugur Bey in omzuna atar, yanagini da yanagina dayayarak “Heey man,how is everything” derBaska bir gunde “you are the strongest man” der

Turkiye den gelecek abiler icin hazirladigimiz programa bizim kucukleri de dahil edelim demistik. Programin baslamasina daha vakit vardi bu yuzden anneleri butun gun okulda kosturup terlemis olan cocuklarini alip, evde uzerlerini degistirmek istemislerdi. Kucuklerim giderlerken “Teacher sakin biz gelmeden baslamayin” diye beni siki siki tembihleyip yarim saat sonra okulun kapisindan kosarak geldiler ve nefes nefese ve telasla, “baslamadiniz di mi? beklediniz di mi? “ diyerek beni yine kahkalarla guldurduler

A.N gecen gun tenefuste odama gelip( kafasi yanda) “Teacher , bir tane Turkce sarki dinleyebilir miyim ne oluuuuuuuuuurrrr sadece bi taneeeeee”.Tamam ama headphone la dinle dedim odadakileri rahatsiz etmeme ve herhangi bir yanlis anlamayi engellemek icin…Ne mumkun..bizim ki bagira bagira (kendi sesini duymadigi icin) arkadasim eseeeeeeeeeeekkkkk diye sarkiyi soylemesiyle kapiya butun cocuklar yigildi…

Annesi Bang in yastiginin yerini degistirince Bang annesine” izin aldin mi benden? Izin almadan kimsenin esyasi ellenmez,biz boyle ogrendik”der. Annesi ertesi gun hadiseyi kahkahalarla anlatti. 

Saturday, February 20, 2010



2.sinifta olan bir ogrencimin,sinifimizdan ayrilan Thien An icin gunlugune yazdiklari...
Cocuk yureklerine sigdirdiklari sevgi dunyanin hicbir yerinde hicbir seyle kiyaslanmayacak kadar saf ve bir o kadar da gercek... Farkli diller,dinler,renklerde de olsalar ortak bir paydalari var onlarin..Hayatlari boyunca unutamayacaklari ve belki de en cok ozleyecekleri "cocukluklari"...
Gulen gozleri,karsiliksiz sevgileri ve bitip tukenmeyen sorulariyla benim onlara ogrettiklerinden cok daha fazlasini ogretiyorlar bana.."Ogretmen olmak istiyorum" derken aslinda zaten ogretmekte olduklarini bilmiyorlar..
Guluyorum cogu zaman sinifta..Kahkaha attigimda oluyor farketmeden..nasil gulmeyeyim ki. "aa ogretmenim senin de mi annen var? diye sorarken gercekten bilmiyorlar bir ailem olabilecegini:)"ne zaman sizde kalicaz? biz planini yaptik, kucuk odada kizlar salonda erkekler uyuyacak" diyerek bana "Allahim bu cocuklara fazla mi ozguven verdik" dedirtiyorlar..Evde illa Turk pilavi isteriz diye tutturmalari,gece yarisi sadece ozledikleri icin telefon acmalari,Turkiyeye gidecegim icin aglayip masama mektup birakmalari (gitmeeeeeeeeeeee ogretmenin lutfeeeeeeeeeeennn), her sinifa girdigimde tahtaya notlar yazmalari, surekli asla bana benzemeyen ama benim oldugumu iddaa ettikleri resimler cizmeleri...bana "elma" gibi hediyeler getirmeleri:)gulduruyor beni cok..


Aglattiklari da olmuyor degil hani..."ogretmenim ben babami hic tanimadim derken ki bakislari delip geciyor yuregimi...Nasil diyorum ya..bi dakika...bu kadarcik cocuk yureginde boyle bir aciyi nasil barindirir ..ama anliyorum ki onlarin yurekleri kocaman..sevgileri de, acilari/huzunleri de kendilerinden buyuk..henuz kin,nefret yok..henuz kotuluk yok,kotuluge egilim yok..o yuzden gozlerimin taaa icine bakip konusabiliyorlar..piril pirillar..

Velhasili...Sarkida denildigi gibi "uzaklarda birseyler kok saliyor" ins.

Saturday, January 30, 2010

SYM-12

Monday, January 25, 2010

HAYDAR ERGÜLEN HAKKINDA SUÇ DUYURUSU!!!



Üç yanım kara benim bir yanım ıssız
Denizsiz, vapursuz, yolcusuz, susuz

Hakkınızda suç duyurusunda bulunuyorum sayın şair.
’40 şair misiniz ! 1 heves misiniz bilemiyorum ama derhal tutuklanmanızı istirham ediyorum. Artık bu kadarı da fazla! Şaşkın şaşkın bakmayınız rica ederim Siz de çok iyi biliyorsunuz ki işlediğiniz suçlar kitaplar dolusu.
Siz nasıl bir adamsınız sayın şair ‘arkasından bile konuşamıyorsunuz sevdiklerinizin’
Bunca kelimeye bunca anlam yüklemek niye? Nasıl ‘başlanır eski bir ayrılığa’ anlatın bize.
İlla ki sözlerin içinden ırmaklar geçmez sayın şair. Çocuk; yollardan nehirlerden kuşluk vakitlerinden değil bir anneden doğar inanmak zor olsa da…
İnsanın tenine akşam nasıl iner o akşamla bir çocuğun yüreğine peki?
Siz bize yasaklar koyamazsınız sayın şair:
‘özellikle yaz günleri
güneşi bir çiçek gibi yakalara iliştirmek
yasaklanmıştır’.
Kafam allak bullak sayın şair acıyın bana!
‘ağustos birkaç yerinden nasıl güneş alıyor Ya mayıs havalanınca ardı nasıl haziran oluyor.Dokunmayın artık geceye kapımıza düşen aya..
Yalvarıyorum içinizde bir kadın kırılmasın. Bırakın bize kalsın kadınlığımız, kırılganlığımız bir adamda bin kez un ufak olmuşluğumuz.
Bize kırık tebessümler göndermeyin artık…
Ah şair ‘bahçeler sarışın’ olmaz kimse öpemez alnından ayrılığı… Bir diş gibi ağrımaz insan, ömrünün bir yarısında baba bir yarısında oğul olmaz… Kimse kıskanmaz bir şehri sizden başka…
İçimde dolanıyorsunuz sayın şair derhal dışarı çıkın
‘kim bıraktıysa bu sessizliği göremiyorum hiçbir şey’
Sayın Şair orada mısınız?


‘Beni de ince bir vakte ayarla’ şair
Merak etme ‘içimde benden başka kimse yok bende olmasam’
‘Üstümde de yağmurdan başka bir şey yok’
‘Bir yağmurluğum bile olsa fark etmez’ ıslanırdım şiirlerinizle
Haklısınız sayın şair
‘Meğer hayat ateşli bir hastalıkmış’


ÖZNUR YAMAN

Ocak'10 Samsun

Sunday, January 10, 2010

Çocuğunuzun Ruhsal Eğitimi-David CARROLL


Harvard ve Columbia Üniversitelerinde eğitim görmüş eski bir öğretmen ve deneyimli bir yazar olan David CARROLL un bu kitabında çocuğunu daha insancıl ve yüksek değerlerde yetiştirmek isteyen ebeveynler için güzel bilgiler,tavsiyeler ve örnekler bulunuyor.Carroll, kitaptaki uygulamaların çocuğun içsel benliğinin gelişimine ve ruhsal potansiyelinin ortaya çıkmasına yardımcı olacağını söylüyor.

Kitap 5 ana bölümden oluşuyor. Çocuğunuzun Ruhsal Eğitimi başlıklı ilk bölümde; doğumdan sonaki ilk anlarda bebeğe nasıl davranmamız gerektiği ve neler yapmamız gerektiğiyle ilgili çok ilgi çekici ve gerekli bilgiler veriyor.Örneğin çocuğu iyi düşüncelerle sarmanın ne kadar önemli olduğuna dikkat çeken Carroll, kendisine anne-babalardan gelen 3 öneriyi kitabında aktarıyor.

1.Çok küçük bir çocuğun yanında olduğunuz zaman öfkeli veya dikkatsiz düşünceleri aklınıza getirmemeye çalışın.Yazar bazı anne babaların çocuklarının yanında hiç tartışmadıklarını söylüyor.En azından bebeklik döneminde bu yapılabilir.

2.Çocuğun sağlıklı ve güçlü olduğu imajını daima aklınızda tutunuz.(özellikle çocuk hasta olduğu veya karnı ağrıdığı zaman)

3. Bebeğin iyiliği için sessize dua etmeye özellikle özen gösteriniz.


İlk bölümde ayrıca Yeni Ayak Çocukları diye bahsettiği yürümeye yeni başlayan çocukların, bu hareketini ruhsal bir ders haline getirmeyi anlatıyor.İlk adımlarını atan çocuklar eğer teşvik görecek olursa, bedensel ve zihinsel dengeyi öğrenmiş olacaklarından, zerafet,kendine hakim olma, güven gibi özelliklerinin de gelişeceğinden bahsediliyor. Yine bu konuyla ilgili ilgimi çeken bir bölüm:

İnayet Han'dan: 'Çocuğun kalkıp yürüdüğü an, büyük bir heves ve ilgiyle izlenecek bir zamandır. Bu, güçlerin tezahür ettirildiği bir andır. Diyebiliriz ki, çocuğun hareketlerinde bir sembolizm mevcuttur. Eğer çocuk dostdoğru bir şeye giderse bu, tabiatının doğruluğunu gösterir. Eğer sendeliyorsa, bu da idare gücünün eksikliğini anlatmaktadır... Eğer çocuk koşarak belli bi ryere erişecek olursa, düşünmeden hareket eden maeracı biridir. Ancak yürümeye başlar başlamaz uygun bir ritmi benimseyerek istenen bir yere erişirse çok ümit verici bir çocuktur. Yürüyüş ritmiyle tek bir amacı olduğunu ve denge kurabileceğini göstermiştir.'

İlk bölümün devamında Çocuklar için oyunun kurallarından bahsediliyor. Çocukların en çok eğlenirken öğrendiğinden, onlara bir şey öğretirken tekrar etmek gerektiğinden ve buna ilave bir çok konuda örnekler vererek anlatıyor yazar.

Aktarmak istediğim diğer konu da çocuk gelişiminde hikayenin önemi. Yazar çocuğun içsel kulağına ulaşmak için hikayelerde sembolik ruhsal anlamların gizli olduğunu anlatıyor ve bazı örnekler veriyor:

*Kutsal bir maceraya atılan kadın veya erkek kahraman(İnsan ruhunun İlahi olana doğru yolculuğunu, özünü arayan insanın yüksek Ben'ine dönme çabasını temsil eder)

*Bir kuleye kapatılan ve kötü bir büyücü tarafından tutsak edilen prenses(maddenin içine tutsak olmuş kutsal ruh)

*Mistik ülkelere aniseyahatler(değiştirilmiş şuur halleri ve mistik tecrübeler)

*Kahramanlarına hedeflerine ulaşmalarında yardımcı olan sihirli hayvanlar ve ışıklı varlıklar(ruhlar,rehber ruhlar ve melekler)

*Periler, devler, cücelerin ortaya çıkışı( görünmeyen, astral alemde bulunan varlıklar)

*Sihirli sözcükler ve büyüsel nakaratlar(dualar ve mantralar); sihirli değnekler, yüzükler, kılıçlar, kitaplar, heykelcikler.(dinsel ayin objeleri, din kitapları, din kitaplarıve onları destekleyici objeler).

*Kötü krallar, kötülük dolu sihirbazlar, hain cadılar, güçlü büyücüler.

*İyi kral, her şeyi bağışlayan baba,güneş zafere ulaşan aslan.(Tanrı)


Bu konunun devamında ayrıca çocukların karşılaşacağı bütün kitapların, resim ve her basılı malzemenin, içeriğinde bir tür öğretici, ahlaki ve ruhsal mesaj taşıması gerektiği görüşünde.

Birinci bölümün son konusu da her şeyi zamanında, sırası geldiğinde aktarmak.Bunlardan biri de çocuğunuza varoluşu ve ölümü anlatmanın yolunun nasıl olacağı.Bununla alakalı güzel bir su-buz örneği var. O da şöyle:


Bu inancı anlaşılır biçimde göstermenin ilginç bir yolu su dolu bir kap içine buz parçaları koymaktır. Buzların insan yerine geçtiğini, suyun ise evrenin görünmeyen yaratıcı gücü olduğunu söyleyiniz. Bizler belli bir tanrısal süreçle saydam'görünmeyen' sudan geliyoruz, yani buza benziyoruz. Daha sonra, uzak bir tarihte, eriyip tekrar suya döneceğiz. Jenkins şöyle yazıyor: 'Biz görünmeyenden gelip görünür hale geçiyoruz. Buz eryip yeniden su olurken,ölüm dediğimiz sırada sadece sadece bedenlerimizi bırakıyoruz ve ruhlarımız Ruh'a geri dönüyor ya da görünmeyen dediğmize'

Bunlar sadece ilk bölümden bazı alıntılardı. Özellikle çocuğu olanların ilgisini çekeceğini ve faydalanacaklarını düşünüyorum.

Monday, January 4, 2010

KÖPRÜBASTI PARASI



Bu günlerde en çok konuşulan konulardan biri zamlar oldu. Özellikle de köprü ve otoyollara gelen zamlar çok konuşuluyor.

Karayolları Genel Müdürlüğü, otoyol ve boğaz köprülerinin geçiş ücretlerinin,yeniden düzenlendiği ve otoyol ve köprü geçiş ücretlerine ortalama yüzde 13.91 oranında artış yapıldığını bildirdi. Yeni düzenlemeye göre, otoyollarda otomobil için en yakın mesafe ücreti olan 1.25 TL, 1.50 TL'ye; en uzak mesafe ücreti olan 11.50 TL, 13.25 TL'ye çıkarıldı. Boğaz köprülerinde ise otomobiller için uygulanan 3.25 TL geçiş ücreti 3.75 TL olarak belirlendi.

Bu karardan tepkiler arttı ve Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya yapılan zamla ilgili yürütmenin durdurulması talebiyle dava açacağını bildirdi ve şunları söyledi:

''Bu zam, enflasyon artışına göre oldukça yüksek. Birlik olarak zamla ilgili yürütmeyi durdurma talebiyle İstanbul İdare Mahkemesi'nde dava açacağız. Daha önce benzer zamlarla ilgili açtığımız davalar, lehimize sonuçlandı. Bu davaları da mahkemeye delil olarak sunacağız. Biz vatandaşların köprü ve otoyolları kullandıktan sonra aldıkları belgeleri saklamalarını istiyoruz. Karar lehimize sonuçlanırsa aradaki farkı geri alabilirler.''

Dünyanın hiçbir yerinde var mıdır merak ediyorum.Aynı şehirde yola para vermek bence hiç akıllıca değil. Umarım bu itirazlar yerini bulur ve belki de aynı şehirde karşı kıyıya geçmek için para vermeyeceğimiz günler gelir.