Monday, May 11, 2009

BİR TREN,,BİR İSTASYON,BİR KADIN




İnsanlar gülüyordu tren de otobüs de
Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle
Hep kahır..hep kahır..

Tuhaf bir mutlukla çıktı evden.Bunca yıl misafiri olduğu tren garının ilk defa ev sahibi olacaktı.Bu sıradan kabul günü ev sahipliğinden farklı,bütün hakimiyetlerin üstünde bir ev sahipliğiydi. Kendini misafir edecekti ve kendi gibileri.
Ruhu ile bedenin birbirine tamamen zıt kavgalı iki kardeş gibi ayrı olduğu bu yolculuğa karar verdiği an,hem birlikte yaşamak zorunda olduğu hem de beraber yaşamaktaki zorunluluk durumunun verdiği sinir bozucu hali yaşadığı andı.Daha ay mum rengi hüznünü yaymamıştı ki geceye hızlıca kalktı yatağından.Önce lavaboya gitti elini yüzünü yıkadı.Aceleci çocuklar gibiydi su eline değmeden akıp gitti.
Salona en sevdiği köşeye gitti.Pencere kenarına…Cama yansıyan suretini izledi.Ufak ufak yüzünde beliren çizgiler geçmişinin haritası gibiydi. Bir vakit izledi yüzündeki vadileri ovaları, vazgeçip büyürken kesmek zorunda kaldığı ama yine de köklerinin izi yüzünde kalmış ağaçları.
Dönüp arkasına baktı yeni okumaya başladığı kitabın kapağında yazan ismi okudu ‘James Baldwin – Ne Zaman Gitti Tren?’
Sahi dedi, tren ne çabuk geçip gitti onca istasyonu? Duraklar arası mesafe bu kadar uzunken o nasılda fark etmemişti bu yolculuğu. Hızla ayrıldığı yatağına usulca döndü. Yorganı tüm bedenini saracak şekilde çekti üstüne.Tehlike anında ki kaplumbağa gibiydi tıpkı kabuğuna çekilen.
Uyandığında güneşin sıcaklığını hissetti bedeninde. Yerinden kalktı hazırlandı.İşte o tuhaf mutluluk belirmeye başlamıştı yüzünde.
Tren istasyonu festival alanı gibiydi. Her şey istediği gibiydi belki de istediğinden fazla.Yolculuk başladığında ilk istasyon durağı şarkısını çalmaya başlamıştı.
‘Bir garip seyyahım amma
Kendime göçerim’
Bu istasyondan binenlerin yanında hep birileri vardı. Ellerini sıkıca tutan her hareketine gülümseyen. Ve yalnız binenlerde vardı sahipsizlikleri ceplerinde ki kimlikte değil gözlerinde yazıyordu eski Türkçe ile.Başını önüne eğdi bu kimsesizlik hali hiçbir çekime benzemiyordu Türkçedeki.Sonra ki 6 istasyon boyunca hiç bakmadı arkasına.Oysa bunlar ilk misafirleriydi. 7.ci istasyonda indi ilk kendi ve kendi gibiler.
Tren yeni misafirlerini ağırlıyordu şimdi. Binenlerin hepsi ya siyah giyinmişti ya mavi. Herkesin dudağında bir şiir ‘Türküm doğruyum büyüklerimi sayıyorum’ diyorlardı. Hep bir ağızdan konuşuyorlardı ne sorulsa söz almadan cevap vermiyorlardı.Bir askeri tabur gibiydiler. Hepsinin arkasında bir el vardı onları yolcu eden. Sanırım bu onların ilk yolculuğu idi tek başına çıktıkları. 8 9 10 11…daha fazla dayanamayacaktı bu çok konuşan trende ayak basılmadık yer bırakmayan kendi ve kendi gibilere.
13.cü istasyon da inen ve çok konuşan yaramazlara muzip bir gülümsemeyle el salladı. Hava da kalan eli henüz inmemişti ki sessiz bir topluluk bindi trene.Bu grupta kadın ve erkek ayrımı yapılıyordu.Bir grup bir diğer grubu çekemiyordu.14 15 16…misafirleri arasında ki buzlar eriyordu yavaş yavaş..bütün kadın ve erkekler daha bir yaklaşıyordu.
17.ci istasyonun rengi biraz farklıydı ikindi kuşları bir müzikal sunuyordu treni bekleyen yolcularına. Hepsinin kalbi elindeydi bindiklerinde. Kiminin ki kırık dökük kiminin ki ise bir çiçek bahçesini andırıyordu. Kendini gördü bir köşede inceden inceye ağlarken.kendi gibilere bakmadı ilk defa, önemsemedi binecek yolcularını.Kendinin elinden tuttu.saçlarını okşadı. Elindeki kırık dökük kalbe baktı kendinin.
Sevdiğim insanlara kızabilirdim
Eğer sevmek bana mahzun durmayı öğretmeseydi
Beraberce sustular taki 18.ci istasyondan binen maskeli balo sakinlerine kadar aceleciydiler iki durak sonra ineceğiz dediler. Hepsi kendinden çok farklı olmak istedikleri kişiler olmuştu. Her an kavga etmeye hazır holigan bir taraftar grubu gibiydiler. Bağlandıkları her şeye tutkuyla bağlanmışlardı zevkleri istekleri kıyafetlerinden sarkıyordu.20.ci istasyon da indiler büyük bir gürültüyle.
21.ci istasyonda binenlerin ellerinde kitaplar vardı broşürler tablolar...hepsi birbirinden farklıydı. Resim,şiir,yazı,futbol,siyaset,ekonomi,film..kendini aradı kendi gibilerin içinde. Elinde ki kitabı görünce gözleri parladı Bir garip Orhan Veli..kendinin elinden aldı kitabı sayfalarını karıştırdı,günlük diye kullandığı kitabı özenle eline verdi kendinin. Tek şey vardı o kitaptan aklında
Bakakalırım giden gemimin ardından
atamam kendimi denize dünya güzel
serde erkeklik var ağlayamam.
Bundan sonra ki her istasyon başka bir yazar başka bir şair başka bir filmle bindi kendi ve kendi gibiler.kendini ilk defa böylesine yakın hissetti misafirlerine.
25.ci istasyon yolcuları 30.cu istasyondan bahsediyor daha önce hiç kurulmamış cümleleri sarfediyorlardı. Kendinin dinledi uzun bir süre nasılda pervasızca savunuyordu değerlerini misafirleri birbirlerini dinlemeyi öğrenmişti bu 25.ci istasyonda.Bu misafirlerin hepsinin elinde kalın sözlükler vardı. İçinde ki enkazları kaldıranlar ve yenilerini yapmaya çalışanlarla doluydu vagonlar hepsi en ağır işçiydi gözünde kendi de dahil.
27.ci istasyona geldiğinde indi kendiyle…dönüp trene baktı hüzünle el salladı gidenlere.işte tüm yaşadıklarından elde varı biri kendiydi..bir kendi daha ekleyememiş olmanın derin kederiyle seslendi uzağa ;
insanlar gülüyordu tren de otobüs de
Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle
Hep kahır..hep kahır

2 comments:

Anonymous said...

işte bir hikayenin girişi..bu metinden devam edip herh,kes burayab hikayenin devamını yazabilir..herkes bir önceki yazılandan yola çıkıp hikayeye devam ederse konuda daha bi bütünlük olur..


...Denizin bir bardak çaya vurduğu serin bir mayıs sabahı,aceleyle çıktı kız evden...

Aslıhan Duran said...

Aklında, yetişmek zorunda olduğu final sınavı vardı. Gece geç vakitlere kadar çalışıp yorgunluktan bitap düşünce uyuyakalmış, hâl böyle olunca da sabah uyanamamıştı. Sınava nasıl yetişeceğini düşünerek koşuştururken vapura bineceği durağa gelmişti bile. Saatine baktı, çok az bir zamanı kalmıştı. Aceleyle turnikeden geçip yaklaşan vapura bindi ve açık havada boş bulduğu bir yere oturup denizi izlemeye koyuldu. Gözleri ve aklı çok sevdiği bu engin maviliğe dalınca, her türlü kaygısından bir anda kurtuluverdi. Sanki ne sınav ne de not endişesi kalmıştı. Bunları tamamen unutmuş, adeta farklı bir boyuta geçmişti. O an aklından geçenler ...

Post a Comment