Wednesday, July 8, 2009

MAVİ TENTELİ DÜKKAN VE LEBLEBİ TOZU


Mevsimlerden hangisi bilmiyorum.Uzun bir yolda yürüyorum.Yanımda elimden tutmuş çocukluğum..
Gel diyor bana usulca, seni bir yere götüreceğim. Elinden tutuyorum çocukluğumun ve ardı sıra gidiyorum gel dediği yere. Uzun gri binalar var iki yanımızda. Bazısın penceresinden ölüm bakıyor bazısının mutluluk bazısının gurbet. Bak diyor çocukluğum hatırladın mı burayı? Başımı çevirip bakıyorum küçük bir dükkan, kahverengi bir kapısı var. Güneş içerideki çikolataları eritmesin diye koyulmuş tozlu tente mavi renk. Çocukluğum bu sokakta en çok burayı seviyor her çocuk gibi. Çekiştiriyor beni dükkana doğru. İçeri giriyorum tozlu tenteli dükkanın içi de dışı gibi. Tezgahın üstündeki leblebi tozundan alıyorum çocukluğuma.
Yine tutuyor elimden çocukluğum...Eline yüzüne bulaşmış leblebi tozu ile gülümsüyor bana.. Bir balıkçı ağı seriliyor geçmişimin üstüne yürüdükçe... Her adımda biraz daha derinlere ulaşıyor zihnimi saran ağ. İleride iki katlı bir ev var. Camından bakan kadın... adı Cemile ve içeride bakamayanlar. Çocukluğum ürküyor... Elimi sıkıca tutuyor... Bu sokakta sevmediğim tek yer burası diyor çocukluğum, onu anlıyorum... İleri de cami avlusunda bir cenaze... Bir kuş ya da bir insan ne fark eder ki çocukluğum için... Aynı ikisinin de acısı... Bakıyorum musalla taşına.Kuş gibi hafif bir insan..Bu sefer ben sıkıyorum çocukluğumun elini..bu sefer de o anlıyor beni..bir dirhem mi bin okka mı yaş kalıyor ardımızda biz camiden ayrılırken..
İlerliyoruz çocukluğumla... Bir incir ağacı şimdi gölgesinde durduğumuz... Muzip muzip gülüyor bana... Kendimi tutamayıp bende gülüyorum..
‘Ne gülüyorsun?’diyorum ‘Sanki düşen sen değil miydin?’Birlikte gülüyoruz bu sefer. Yalnız kolumda bir sızı hissediyorum.
Nedense geçtiğimiz her sokağa çocukluğum daha çok sığıyor bense sığamıyorum…İnsan büyüdükçe mekanlar küçülürmüş anlıyorum...
Uzun yollardan geçiyoruz, can sıkan zamanlardan, gülmeler caddesinden geçiyoruz, kırılgan sokağına giderken, üzüntü çıkmazında soluklanıyoruz... Adım attıkça büyüyoruz büyüdükçe adım atıyoruz...
Mevsimlerden hangisi bilmiyorum elimi bırakıyor çocukluğum...
Üzgün, kırık dökük arkasından bakıyorum... kendime soruyorum en çok bu soruyu:
‘Razı mısın benden çocukluğum?’

5 comments:

Aslıhan Duran said...

Beni çocukluğuma aldı götürdü yazı. "İnsan büyüdükçe mekanlar küçülürmüş anlıyorum..." cümlesinde içim cızz etti. Anlamsız şeylere üzülüp, gereksiz şeyleri dert ettiğimi ise resme bakınca bir kez daha anladım. Çöp gibi bir yerde oturmuş oynuyor, ama mutlu... Bu yazı bana çok iyi geldi, Öznur'un çocukluğuna sağlık :)

Ayse Kubra Coskun said...

ne zaman yazmistiniz bu yaziyi?

yamanca said...

yazıya başladığımda mevsim henüz bahardı (: bitişi yaza nasip oldu...
Neden ki???

Nurdan said...

Cok hos bir yazi yeni okuma firsatini yakalmisken begendigimi dile getiren kelimelerle dusuncemi paylasayim istedim :)

yamanca said...

teşekürlerrr (:

Post a Comment